YÖRÜK ALİ EFE DESTANI

YÖRÜK ALİ EFE DESTANI

Egenin efeleri

Dert gam yüklü küfeleri

Çatal yürekte

öfke dalga dalga tufan.

Sabır duru su gibi

Bir omuz çökük

“Dünyayı sırtlandım” der gibi

Bir omuz yukarda

“Ey felek!”

“Daha da ver” der gibi

Ayağında körüklü

Belde hançer,elde mavzer

“Sakın ha!” der gibi

Başları dik

“Eşkıya sanma bizi,

Elim,dilim,belim benim”

Düzün düzmecesine inat

“Dağ kadar sağlam der gibi”

Yörük Ali

Yörük oğlu Yörük

Dizini ot boyamış,

alnında pıtrak.

Ay ışığıyla saf tutan

Serin dağ pınarı yüreği yananlara .

Boğaz kesen kış ayazı şeytana uyanlara

Zamansız,mekansız,ammansız.

Her kim ki gömülmeli selasız,

Tepesine çığ gibi yıkılır.

Kimine umut kimine korku.

Yüreği vatana,mazluma masuma

kar tanesi gibi erirdi.

dağ kadar onuru

dağ kadar gönlüne

dağları mekan tutturmuş

başının dertli dumanını

dağların dumanına kattırmış.

Sis olup,pus olup,

torbasını dolduranın kellesini

heybesine tıkıştırmış.

Çeteciye,düşmana dert kusturmuş….

Çatal olur efeleri yüreği.

Bir yanı seccadenin pamuğu

Kıblenin güneşine bakar.

Bir yanı mavzerin soğuk demiri

Şeytana uyanın leşine bakar.

Yörük Ali’nin namı yürümüş.

Çatal dilliler türkü yakıştırmış.

Dağın eteklerinde över

Düzde söver.

Yörük Ali bu dağ gibi

Düze indikçe alçalır.

Dağa çıktıkça yücelir.

Kara cehaletin koynunda

Ulu çınarın boş kovuğunda

Yıkılışının sesinde……

Yoka yoksulluğa açmıştı gözlerini

Zora zorbalığa…

Soysuzluğa,yolsuzluğa,..

Fitne,esada uyanmıştı.

Gavurun akçesine uzanan eller

kıldırmıştı cumasını,

ırz düşmanlarına el pençe duranlar

Okumuştu atasının selasını.

Minnet mi duysun nefret mi etsin.

Hak yolunda yürü derken,

çatal dillilere mi uysun.

Yeşil şeytanlardan kaçıp,

çatal yüreklilere mi katılsın.

Bir kutlu öfke yüreğinde

Bir öfke ki

Doğrucu Davut düşünür,

Deli Dumrul haykırır..

Cehalet felekten, zeka Allahtan

Yanlışı istemez,doğruyu bulamaz.

Kestirir atar

“Dünya ahrete boşa döneceğine

Zorbanın canı leşe dönsün”

“Her iki yolunda sonu cehennem değil mi?”

“Hiç değilse kendi insafım kadar eşkıya olurum.”

Devletli zorbadan zorba.

Kadı olmuş hak sarrafı.

Hoca gavurun akçesine avuç açmış.

Yok ki vaazın tutulur tarafı.

Zorbaya,yolsuza, soysuza boyun eğecek yere

Felek senin sırtını getirmeden yere

ver sırtını Çine Madran Dağlarına.

En tepeye en dumanlı yere.

Bir kutlu öfke ki yüreğinde.

Bir öfke ki

Düzde insanın bu kadar alçalışına

Yürük Ali Efe 22 yaşında

Çine Madran Dağlarında

Yanında beş zeybeği

terkisine atmış heybeyi

doldurmuş

yarısına kumanya,

yarısına mavzer fişeği.

safra ve kükürt açmazı.

Düz denizinde,dağ gemisinde korsan.

Mavzer elinde,ferman boynunda.

Cahildir.

akşam dostum diyenin yanında uyur

sabah yılanın koynunda uyanır.

Zekidir…….

Yılan başı ezdikçe

Çatal dilindeki yalanı sezdikçe..

Bin bir türünü belledik

Bin bir deliğine ot tıkadıkça

Anlar ki yılana

dolam atsan düğüm tutmaz.

can varsa doğruluk olmaz

Doğruluk anca ölünce

Düzede düzene de uyanır.

Yörük ali

Bu dünyada

yılan yılanı yutmuş.

Kuyruk ağız zincirlenmiş,

Dolam dolam dönmüşte

Koca cihana çöreklenmiş.

Nedir ,niyedir bilemez ama.

Adına da medeniyet denmiş.

haçlı mızrak ucuna takardı.

Artık gavurda medeniyet var

Yunan düzde süngüye takmış bebeyi

Karnını deşip kenara atmış gebeyi

Eşkıyaya aksakallı görünecek değil ya

yurtsever bir yedek subayla karşılaşır

Yörük ali efe

Allahın tedbiri subaya hediye ettiği kıskanılası iman.

Kafası karışır Yörük alinin

Hem devletlü hem isyancı

Oda eşkıya bilinmeyi seçmiş

Ama Allaha kitaba inancı tam

düzde bulamadığı doğruluğu onuru

dağda bayırda bulmuştur Yörük ali

yanlışı istemediği doğruyu bulmadığı için düşmüştür eşkıyalığa

.Vatan için ölür şehit olurum!

Bundan gayrı pazarlık yoktur kula

karar verir yunana karşı durmaya

Çine Madran Dağlarında

Yürük Ali Efe Daha 22 yaşında

Aydınlık yansır aydınlanan adamda

Aydınlanan parlar aydınlatır.

Daha kırkı çıkmadan

yeniden doğuşunun hak yolunda.

çevresindeki kızan sayısı

kırk oldu birden yanında

Artık Yörük Ali Efe Kuvayı Milliye’ciydi Yenipazar’da

MALKOÇ KÖPRÜSÜ

(Kuvayı Milliye’nin ilk büyük başarısı)

Yanlışı istemeyecek kadar zeki

Doğruyu bilemeyecek kadar cahildiler.

“Kula kul şeytana köle olup

düzün sahte doğrusuna kanacağıma

dağın eğrisine kurban hiç değilse

insafım kadar şeytana uyarım” dediler.

Onlar Yörük oğlu yörüktüler.

Dağa çıkmadılar.

Zaten dağda doğdular

“Bize feleğın çanağına…” dediler.

Düze zemherinin birinde inmediler.

Düze inip bağı bostanı ne edecekler.

Şeytan denen keçi suratlının kıllarını yolacaklar.

Cennette uzanan urgan yapacaklar.

Onlar eşkıya

feleğin elinden şahadet şerbetini kapacaklar.

Altınla gelen itibarın sahte olduğunu

Kim eşkıyadan daha iyi bilecek.

Öyleyse vatan için çarpışacak,

Yol kesecekler köprü tutacak,

Ölürlerse şehit yaşarlarsa gazi olacaklar.

Küplerini heybelerini şerefle şanla dolduracaklar.

Onlar eşkıya

Onlar malkoç oğlunun torunları,

yoktu ki korkuyla sorunları.

Kara cehaletin kara kör karanlığında,

felekle kör dövüşleri son buldu,

Kuvayı Milliyenin ışığında.

Yeter ki doğru yolu gösteren olsun,

temiz yüreği yumruk nereye bilsin.

Bilsinler ki yumruklar bir yeri bulsun..

Cehaletin kör karanlığında

Bozkurdun getirdiği ay ışığında

Yönünü buldu izini buldu

Kendini buldu Yörük Ali

Cahil eşkıya

Güneşin nerden doğacağına emin,

İstiklal için istiklali dünya gözüyle

görmekten vazgeçecek kadar

göğsü İman dolu,

Olgun ve bilge

Birer nefer olup çıkartılar.

Yunana haber salar Yörük Ali

“Sultanhisar’a silahsız gelecez”

“Teslim olup sana katılacaz”

Yunan bekleye dürsün

Kızanlarına döner ve der ki.

“ Malkoç köprüsünü basacaz.”

Demir yolundaki karakolu basar,

demir yolunu havaya,

yunan karakol birliğini,

Cehenneme uçururlar.

Sultanhisar’ın

Malgaç Çayı demiryolu köprüsü başında

Yürük Ali Efe Daha yirmi üç yaşında

Yunan birliğini tümüyle yok eder

Milli mücadelemizin ilk zaferinde.

Yörük Ali Efe ve kızanların destanını

türkü olur söylenir.

Yörük Ali artık düze indikçe yücelir.

Zafer dağlarda yankılanır,

eli silah tutan duyar yüreklenir.

Demirci Mehmet Efe de dağdan

düze iner gelir.

Her kim ki bulur kendinde er yüzü

toplanır Yörük Alinin başına

Sayıları bulur dört yüzü.

19 yılının güzü

Umut sis olur bulut olur kaplar

Aydında bayırı düzü

Yunanda mitralyöz, top tüfek tastamam

Efelerin elinde başka bir şey yok

Çakaralmaz tüfek, kama ve tabancadan.

Onlar yörüktüler

eşitsizliğe aldırmadan yürüdüler.

Acar mavzer tükürsün

bırakıp kaçanın yüzüne.

Efeler indiler aydının düzüne.

Güzün yaprak döktü

gözcü çocukların

çıkıp saklandıkları kavak.

Hocalar minareden,kadınlar cumbadan

bir mavzere bin göz bin kulak

halk savaşı başladı ev ev sokak sokak.

Efelerin ve aydınlının üç gün üç gecelik çabası

Yunanın şehri boşaltmasına yetti.

Kısa kestiler oldu Aydın havası,

ele geçen cephanede işin cabası.

Onlar Yörüktüler

Hangi kayaya oyulmuş koyun ağılı,

hangi tepenin ardında hangi köy,

hangi dere iner hangi düze,

kim ilişir kim ilişmez bize

karış karış bilirlerdi yaylaları.

Bin yıldan beri

her karışına seccade sermiş,

her yerinden kıbleye dönmüşlerdi.

Kör karanlıkta,karda tipide bile

ne yol aradılar nede yön.

Düşman su bulamazken taşıdığından gayrı

onlar hangi pınarın suyu soğuktur bilirdiler.

Yunan Sürüden ayrılsa tayınsız ,aç susuz.

Onlar çoban,

onlar yörüktü.

Hangi dağın yenir hangi otu.

Hangi avı saklar hangi kuytu.

Birinin çocukluğu çobanlığı bitmeden

Ötekinin ki başlardı.

Onlar bin değiş bilen çobandılar,

Islıkla tepeden dereye

çaldılar tanıdık bildik ezgileri.

Arif olan bildi anladı,

kıt olan sezdi.

Düşman tel koptu mu

telgrafı telefonuyla sağır,dilsiz,

kılavuzu vuruldu mu izsiz yönsüz,

silah mühimmat yüklü

ürkek hayvan sürüsünden farksız

Ve

onlar Yörük oğlu Yörüktüler

hak yoluna yürüktüler.

Onlar çobandılar…….

kah

duman olup dağın sisine karıştılar

kah

Bozkurt olup sürüden ayrılanı boğazladılar.

Onalar çobandı bilirlerdi güt meyi.

Düşman nerde toplansa

gelip sürüyü dağıttılar.

Kuyuları kapattılar,

köyleri boşalttılar.

Mavzeri elinde,

mazlum,yetim terkisinde

şahlandıkça şahlandı.

 

Aydın’ın Yörük efeleri

Yunan askeri vadilerden kum gibi akarken,

dar geçitlerde Darius’un kum saatini tıkadılar.

Ankara ya en mühim cephaneyi
Kongreler için gereken süreyi tanıdılar
zaman kazandı Türkiye Büyük Millet Meclisi
En büyük silahımız elimize geçti.
O silah ki
Türk Milletinin Milli iradesi
İşte bu kadar şanlıydı

Milli mücadelemizin ilk zaferi,
Kuvayı Milliyenin,halkın eseri

Dr.Özgür Eker 07.03.2017