MEHMET’İN DÜŞÜ BİR DESTAN YAZDIM ADI ÇANAKKALE

MEHMET’İN DÜŞÜ

 

(Anladıkça büyüsünler büyüdükçe anlasınlar diye

Sözüm

23 NİSANIN OĞULLARINA VE PRENSESLERİNE.)

 

ÇANAKKALE DENİZ MUHAREBESİ

 

Çanakkale!

Çanağı, kan dolacak kale.

Medeniyet nedir, ne ister?

Bizzat şahit olacak gene .

Medeniyetten utanacak kale.

Birkaç kişinin hevesine,

binlerce insan ölecek gene.

Truva’yı hatırlayacak Çanakkale,

hatırlayıp utanacak gene.

Hak yoluna kurban Çanakkale.

Batıl, destan yazmak ister .

Çaresiz şahit olacak gene.

İnsanoğlu, umursamaz, hayırsız.

Truva’nın tahta atı sabırsız,

binlerce yıldır beklemekte.

Boğazın, mart rüzgarı olmuş,

kana susamış kişnemekte.

Umurunda değil!

Çanakkale geçilir , geçilmez.

Güvenir sezgisine,

Türk’ün Vatan sevgisine.

Bilir ki düşmana eğilmez,

şahlanır delicesine .

İri gözleri ufukta,

gemileri gözlemekte.

Boğazın, mart rüzgarı olmuş,

kana susamış, kişnemekte.

Hatırında, kanlı Truva.

Bekler yüzlerce gemi.

O kadar tez gelecek.

Ne kadar eserse deli.

 

Ufukta, kapkara duman,

içinde birkaç pruva.

Zor seçilmekte dumandan.

Direklerinde, kara duman.

Ne yelken var, ne iman.

Gemiler gelmekte yanan.

Bu kara şeyler mi yaman?

Karaya çıkmadan der aman.!

 

Rüzgarın faydası yok.

Demir gemiler gelmekte.

Ufukta birkaç pruva,

dumandan zor seçilmekte.

Truva’nın tahta atı, sabırsız,

binlerce yıldır beklemekte.

Boğazın, mart rüzgarı olmuş,

kana susamış, kişnemekte…

 

1915 Yılı, aylardan mart.

Deniz deli, rüzgar sert.

Göz yaşı, olmuş denize dert.

Deniz, düşmandan daha mert.

 

Denizde, savaş, koptu kopacak.

Binlerce çocuk, yetim kalacak.

Göz yaşları, sel olup akacak.

Deniz, düşmandan daha mert.

 

Her damla, başına dert olacak.

Elinden gelse, engel olacak.

Mecburdur, hikmete uyacak.

Deniz, düşmandan daha mert.

 

Deniz, yutunca masum canları,

sabi ruhlar, olunca kanatlı kuğu.

Yetimlerin, akan gözyaşları olacak,

babasız evlerin, camlarında buğu.

 

Gün olur, gözler de, camlar da kuru.

Gözyaşı, dönüp dönüp dolaşacak.

Ölümün hüznü, neşeyi arayacak.

Konduğu her yere, hayat verecek.

 

Her yere, konup konup uçacak.

Elbet bir gün, denize karışacak.

Boğazın, serin derinliklerinde,

cansız yatan, babasını bulacak.

 

Kavuşmaya, deniz şahit olacak.

Bilinmez ki, hüznü ne olacak.

Belki köpürecek, belki kabaracak,

yalnızlığının acısını, dışa vuracak.

 

Hüznü, dalga olup, kıyıya vuracak.

Kör, sağır gönüller, fırtına sanacak.

Tarih, akan yetim gözyaşlarını değil,

amirallerin, mazeretlerini yazacak.

 

Deniz, delirmiş, rüzgar sert.

Elinden gelse engel olacak.

Deniz kadim ,deniz şahit.

Çaresiz hikmete uyacak.

 

1915 Yılı, aylardan mart.

Deniz deli, rüzgar sert.

Göz yaşı, olmuş denize dert.

Deniz, düşmandan daha mert,

 

Çanakkale

geçilir, geçilmez.

Amiraller, yazı tura atacak.

Kimin hayatı, kime dert?

 

Ellerinde bir düzine zırhlı ,

medeniyet, babadan oyuncak.

Kimin umurunda,

denizin altında kim yatacak?

 

Hesap günü anlayacaklar,

kimin hayatı, kime dert ?

Allah için, tüm zırhlılardan ,

daha değerli, tek bir fert.

 

Çarpacak, utanmaz yüzlerine,

İlahi adalet, tokat gibi sert.

Göz yaşı, olmuş denize dert.

Deniz, düşmandan daha mert,

 

Çanakkale

geçilir, geçilmez.

Amiraller, yazı tura atacak.

Deniz saldırısına başlanacak.

Mayınlar, düşmana dert.

Temizlemekle başlanacak.

Bu saldırı için ilk şart.

Gemiler, manevra yapacak.

Önce, uygun yol açılacak.

Boğazın, en geniş yeri;

Erenköy Koyu’ndan başlanacak.

Boğazın, en dar yerine ulaşılıp,

savunma mevzileri, susturulacak.

Boğaz, aşılmaya çalışılacak.

Amirallere göre ;

Her şey, çok kolay olacak.

Gemi sirenleri, bir kez öttü mü,

sanki panflüt, duymuş gibi,

boğazın, ağzı açık kalacak.

 

Gemiden, dürbünle bakan amiraller;

Kendilerine, soğukkanlı bir biçimde bakan,

bir çift, nazar bocuğuyla karşılaşırlar.

Boğazı, geçip ulaşmak istedikleri ülkenin,

soğuğunu, hisseder ve ürperirler.

Rütbenin sarhoşluğu, konyak gibi dolaşır kanlarında.

Kargadan, rezil olacakları akıllarına bile gelmez.

Cüret ve cesaretin, alevi sönecek.

Sırf, onlar ayılsın diye,

Binlerce can, ebedi uykuya dalacak.

 

Gece,

yarın kadar,

meçhul ve karanlıktı.

Gece, sisliydi.

Kurt, sürüsü açıkta.

Hava, pusluydu.

Kınalı kuzu, umutluydu.

Kurdun, en sevdiği zaman,

en boş bulunduğu zamandı.

Ne korku var, ne ses, ne seda.

Yüreklerinde, bu can, bu Vatana feda.

O gece feleğin şaşırdığı an

kınalı kuzunun kurdu yediği zamandı.

Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey,

çocuk gibi mutluydu.

Hakkı beyin mahareti;

Nusret’in manası gibi,

Allahın yardımı olacaktı.

Eski dost, o gece düşmandı.

Eski mayınların arasından,

Nazmi Bey’in kılavuzluğunda,

korkusuzca geçerek,

7/8 Mart gece yarısı,

karanlık Liman’a doğru,

yirmi altı deniz mayınını,

bir uçtan bir uca doğru,

Erenköy koyuna,

sessizliğin içine döktüler.

 

İşte o gün,

feleğin ciğerini söktüler…

 

Üstünlük zannı ve rütbenin, sarhoşluğuyla,

amirallerin yaptıkları plana göre;

Önce, Boğazın girişini savunan dış bataryalar ,

uzun mesafelerden, ateşle tahrip edilecekti.

Anadolu yakasında, Orhaniye ile Kumkale,

Rumeli yakasındaki Ertuğrul ile Seddülbahir.

Bundan sonra, boğazın içerisindeki,

Anadolu da Kepez ,Rumeli’de Kilitbahir …

İçerde, Nara Burnu’ndaki savunma aşılıp,

Marmara’ya girilerek, vira İstanbul……..

 

‘Gitmeyin’ dedi Amiral Cardin, yalvardı.

‘Gitmeyin’ dedi, cinnet bile geçirdi.

Dinlemediler, aralarında tek akıllı vardı.

Ona da, deli deyip, evine gönderdiler.

 

Şom ağızlı Cardin eve yollanacak.

Bütün riskler ortadan kalkacaktı.

Ama inanmak başarının anahtarıysa.

Körü körüne batılca inanmakta kilidiydi.

 

Zaferi,

Havaların, onlar için iyi gitmesine bağladılar .

Mart rüzgarı, Boğazın içine eserdi bilemediler.

Kendi dumanlarından, hedeflerini zor seçtiler.

Yeterli cephanelerinin, olmasına bağladılar .

Birinin mermisi, öbürünün namlusuna uymadı.

Ön göremediler, kalibrasyon çöplüğüne düştüler.

Türklerin göstereceği zafiyet ve yılgınlığa bağladılar .

Esas burada, hatanın en büyüğüne düştüler.

 

18 Mart’ta, gemiler,

savaşın, soğuk metal sürüsü.

Metal dişli, aç kurt sürüsü,

sağduyusuz, kuduz sürüsü.

Çelik postlu tam bir düzine.

Üç grupta, savaş düzeninde .

Agememnon, demişler birine,

Truva atı gibi, dorudur diye.

Katmışlar sürünün en önüne.

Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i,

Türkmen’i, Hüsmen’i ,herkesi.

Türkler, anlamaz mı,

at ne, silah ne?…

 

1915 in, 18 Mart sabahı.

Neydi, mavinin günahı?

O gün, karaydı bahtı.

Yüzüne, kara çalınacaktı.

Güneş, daha da bedbahtı.

O gün, daha çıkmadan tahtına,

saltanatı, kaptıracaktı dumana.

 

Keşif uçağından, aldık haberi.

Bozcaada’da, hareketlilik vardı.

Bu, saldırının başlaması demekti.

Saat 10 civarında,

güneş, tam çıkmadan daha tahtına,

ilk zırhlılar, girdiler boğaza, bir biri arkasına.

Düşmanın anlındaki karayı, kıskandıracak kadar,

kara duman çıkaran, uzun menzilli toplarıyla ,

nefretlerini, kusmaya başladılar tabyaların üstüne.

Önce, Çimenlik tabyası , Hamidiye, Çanakkale,

sonra da Mecidiye, Yıldız ve Dardonos’a ….

 

Amirallerin, bekledikleri savunma zafiyeti,

inceden düşünülmüş, uzun çaba ve emekti.

Talim , terbiyeli imanla dolu, binlerce yürekti.

Tecrübe, uzanıyordu Pirireis’e , Barbaros’a…

 

Düşmanın, zafiyet beklediği,

Türk savunma komutanlığı,

bilir düşman bu,

yapar, her türlü şeytanlığı.

Sabırla bekler,

seyreyler, düşmandaki aptallığı.

Zırhlılarının, yaklaşması üzerine,

ağır toplarla, tam zamanı gelince,

ateş emrini verir, düşmanın üzerine.

 

Tabyalar, görünmez ve sağlam.

Hareketli, sahra bataryaları.

Enselerinde, ölümün nefesi,

eser bir oradan, bir buradan.

 

Mart rüzgarı, Boğazın içine eser.

Saklı, hesaplı Türk bataryaları,

kara dumandan görünmez.

Ateş, nereden gelir bilinmez.

 

Mehmet, şen çılgınlığa erecek.

Hesapta, yılgınlığa düşecek.

Korkuyu, yüzmeyi ne bilecek?

Bıraksalar, denizde yürüyecek.

 

 

 

Topçu savaşta, piyade boşta.

Mehmet, hırsından çatlamakta.

 

Soba borusundan, top yapmış.

Bir ucundan, çalı çırpı yakar,

bir ucundan, duman çıkarır.

Düşman ateşini, üstüne çeker.

Korkmak, düşmanın sorunu,

bulmuş, eğlencenin yolunu,

Hoca Nasrettin’in torunu .

Köyden çıkarken sefer çağrısına

dönüp bakmadı bile arkasına.

Korkup yılar mı topların şarkısına.

Çanakkale’nin aynalı çarşısına

türkü yakmış atışmak için çığırır.

Ah şu düşman çıksa bir karşısına.

 

Beklenmeyen, kusursuz savunma,

şaşırtıcı bir etki yapar, düşman üzerine.

Ortada, bir zafiyet senaryosu vardır ama,

bunu, düşman için Türkler yazmıştır.

 

Üstünlük zannından, hırslıydılar.

Birer birer yara aldı zırhlılar.

Medeniyet, sandıkları yaraymış,

üstüne kabukmuş, çelik zırhlar.

 

İlk, İnflexible avlandı sürüden.

İsabet aldı, kaptan köprüsünden.

Tek isabet beklemezken düşman,

15 dakikada, 14 isabet aldı Suffren.

 

Düşman, hırsından sivilleri vurdu.

Üç bataryamız, etkisiz kaldı, sustu.

Dardonos, Namazgah ve Hamidiye …

Tutuşmuş, yanıyordu Çanakkale.

 

Sabah güya er meydanına çıkan pehlivandı yiğitti.

Öğlen zırlayıp üstünü başını yırtan çocuk olup gitti.

Ne hastane bıraktı ne sıhhiye çadırı bombalamadık.

Bu ne medeniyet bu ne yiğitlik,mertlik anlayamadık.

 

 

Düşman amiralleri, emretti hep bir ağızdan,

yıpranan gemiler, geri dönecekti boğazdan.

Onların yerine, yedekleri çıkacaktı hücuma.

Çıkmak, girmek kadar kolay değildi, Boğazdan.

Mayınlar paralel dizilmişti, boğazın bir ucundan diğer ucuna.

Kıyıda olabilecekleri, hiç kimsenin gelmedi aklının ucuna.

Bouvet zırhlısında, yangın başlamıştı aldığı isabetten.

Toplarının yarısı, kullanılmaz halde, şaşkındı rezaletten.

 

Dökülen mayınlardan biri, çarptı geminin bir ucuna.

700 canla, gömüldü sulara, amirallerin suçuna.

Gaulois zırhlısı, nafile çabayla, karıştı kurtarma işine.

İsabet alıp, yaralanınca o da kaldı savaş dışına.

Saat 14.00’ten sonra

Irresistable zırhlısı, yan yattı, çarparak bir torpidoya.

Su aldı, hareket edemiyordu, sürüklendi kıyıya.

Geriye çekmek için Ocean zırhlısı gitti, yardımına,

sabah, kararlıydı ikisi de, batıla destan yazmaya .

İki gemi de, akıntıyla sürüklenmeye başladı kıyıya,

ikisinin de kaderi artık kalmıştı, Seyit Onbaşıya.

 

Seyit Onbaşı,

Rumeli Mecidiye tabyasının erbaşlarından.

Top mermisiyle, uçan kuşu bile vurur.

Attı mı, vurur adamı kaşlarının ortasından.

Yakalar Ocean’ı, dumanlı kara saçlarından.

Ocean, önce dümenine isabet alır, durur.

 

Üstünlük zannı olup, medeniyetin içini yiyen kurt,

kıyıya doğru sürüklenip, başı boş gezen olmuştur.

 

Rumeli Mecidiye tabyasında ,

vinci kırık, tek top kalır ayakta.

Mermileri, süremezler namluya.

Niğdeli Ali, şaşkın ümitsiz,

tek yapabildiği, olan bitene şahitlik.

Koca Seyit, dua eder özünde iman.

Hiç kimsenin, ettiği dualara benzemez,

bilir Koca Seyit, Allahın tedbiri, hediyesi iman.

Kuran, baştan kurdu tekrar bozmaz.

Yapıp bozmakla, yücelik olmaz.

İman dilemekten, gayrı dua olmaz.

Defalarca, dediğinden ve dilediğinden emin,

tekrar eder, kendisine hediye edilmiş imanı.

“Ulu ve yüce Allah’tan başka hiçbir güç kuvvet yoktur ki”,

“Ulu ve yüce Allah’tan başka hiçbir güç kuvvet yoktur ki”,

Aşk ile iman etmesi, hiç şüphe yoktur ki,

akıl ve cesaret verir, Koca Seyit’e,

sırtına alması için, 215 okkalık top mermisini. (276 kilo)

Gerisi, Allah’ın hikmetine, hediye ettiği imana,

Türk’ün gücüne, talim terbiyesine kalmıştır.

Hikmet,

Talim terbiye ile isabetin artması.

İman,

Yüce Allah’ın, inanmak hikmetine.

Koca Seyit’in

saygı duymak talim terbiyedeki emeğine.

Niğde’li Ali,

Koca Seyit’in göğsünden ve omzundan gelen,

eklemlerin çatırdama sesini duymaktadır.

Seyit Onbaşı,

bir değil, iki değil, üç kez taşır,

215 okkalık top mermisini . (276 kilo)

Üç kez iner, çıkar merdivenleri.

Son atışta, Oceana ettirir isabeti.

Düşman, düşünür bela kapıdan,

Koca Seyit, düşürür bacadan.

Mermi, içeri girer geminin bacasından

ve geminin kendi cephaneliği de patlar.

Kendi nefretlerini, kendi üzerlerine kusarlar.

Ocean gemisi, başı boş dönerek, kıyıya yaklaşır.

Üstünlük zannı olup ,medeniyetin içini yiyen kurt,

kıyıya doğru sürüklenip, başı boş gezen olur.

Zırhlılar, çayda çıra gibi sürüklenmeye başlar.

Gökyüzü, yanan gemilerin dumanından gözükmez.

Gemilerin alevi, bin bir çeşit, gölge oyunu yapar.

Amirallerin, çok güvendikleri savaş senaryoları,

Hacivat Karagöz oyununa dönmüştür.

 

Boğazdan çıkmak, girmek kadar kolay değil.

Bovvet’in, batmakta olduğu yerde,

Ocean da bir mayına çarpar.

İki yaralı gemide, Türk topçusunun, ateşi altında.

Gemiler bırakılır, boşaltılarak kendi hallerine.

Çanakkale direnişinin ilk bölümü,

Türk’lerin zaferi ile son bulur.

Yenilmez denilen,

İngiliz ve Fransız donanmaları yenilmiştir.

Çanakkale, geçilememiştir.

 

Tarihin, bütün sayfaları,

amirallerin, mazeretleri ile dolar.

Ölen binlerce cana, iki satır yer kalır.

Ve tarihe, bir mazeret daha düşerler.

Çanakkale, geçilemez.!

Oysa, Çanakkale’yi geçilmez yapan,

Türklerin Vatan sevgisi ve bağımsız yaşama arzularıdır.

Mazeret,

“Çanakkale, Türklerin elindeyken geçilemez”.olmalıdır.

Çanakkale Zaferi, mazlumun umudu olacaktır.

Sömürgelere, bağımsızlık yolunda ışık olacaktır.

Sömürge milletler, bağımsız olabileceklerini fark edecektir.

Koca Seyit gemiyi değil,

sömürgeci sanayi devrimini, bacadan vurmuştur.

Çanakkale, dünyadaki tüm mazlumların zaferi,

sömürgeci bir devrin battığı yer olacaktır.

 

Çanakkale geçilir, geçilmez,

yazı tura attılar.

Poseidon kazandı.

Boğazın suları, binlerce can aldı.

 

Truva’nın tahta atı, sabırsız,

binlerce yıldır beklemekte.

Boğazın, mart rüzgarı olmuş,

kana susamış, kişnemekte.

 

Umurunda değil,

Çanakkale geçilir, geçilmez.

Bilir Türk’ün Vatan sevgisini.

Kan kokusu, uyandırmış,

şahlanır, denizde gözleri.

Kana susamış, susar ,

küser ,bekler, ümitsiz.

Tüm hevesi, yarım kaldı.

Batılın destanına göre,

canları Poseidon aldı.

 

MEHMET’ÇİĞİN KUL HAKKI

 

Bu dünyada, Allah’ın adaleti yoktur.

Gerçek bu! Bilen az, bilmeyen çoktur.

Bil ki, yapıp bozmakla, yücelik olmaz.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Allah’ın, değişmez hikmeti vardır.

Bilineni az, bilinmeyeni daha çoktur.

Bil ki yapıp, bozmakla, yücelik olmaz.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Allah’ın hikmetinden, sual olunmaz.

Niyetini sorma,ahretten önce bilemezsin.

O’nun hikmetidir, sen değiştiremezsin,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Hikmet sahibi, kurup bozmaz,

İradesiz kula, sınav da, sual de olmaz.

Ahrette, sualler boşa çıkar, olmaz.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Bu can, sana boşuna mı verildi?

Suallere, cevap ara, bul diye verildi.

Kolaya kaçma, zoru bul diye verildi.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Akıl sana, hikmet ne, bil, anla diye verildi.

Al kullan, hayır ne, şer ne, bil diye verildi.

Kolayı dilen diye değil, zoru yen diye verildi.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Hikmeti, arayıp buldun mu soracaklar.

Sanma, sırf yaptıklarından soracaklar.

Esas, yapmadıklarından hesap soracaklar.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Akıl sana, Allah’ı bil diye verildi.

O’nun adaletini, kur diye verildi.

Kur ki, nasıl kurdun bakacaklar,

Ahrette ilk, kul hakkını soracaklar.

 

Zaferin şanı Mehmet’in kul hakkıdır.

Akıl yürüt diyenin, karşısında durulmaz.

Aklını, unut diyenin yanında durulmaz.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Varsa Allahın bir hikmeti ,

 

Düşün, Mehmet’e hediye edilmiş imanı,

Mustafa’ya bahşedilmiş eşsiz zekayı.

Allahın hikmeti, yeşil sarıklıda aranmaz .

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Boşa çıkarma, Mehmet’in akan kanını..

Yedirme, batılın kölesine, kul hakkını.

Verme kimseye, Çanakkale’nin şanını,

Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

 

İnsana sunulmuştur, hata da, tövbe de.

Zorluklar karşısında, imanını kaybetme.

Boş yere, kolayı isteme ,batıla amin deme,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

İmanı dile yüce Mevla’dan, zoru aşmaya,

Bundan gayrı, kabul edilecek duan yok.

Başka her şey sınav, yaşanacak, çare yok,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Allahın tedbiri, imanın bekçisi, akıldır.

Hikmet batılda, yeşil sarıklıda aranmaz ,

Batılla çıkılan yolun sonu olmaz,

Sen, ecdadına inan, kaybetme imanını.

 

Bilirsin düşmez, kalkmaz bir Allah,

Fani insana mahsus kurup, bozmak,

Sen, kolayı bul diye düzen bozulmaz,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Kolaylık, senin aklın imanın.

Bozmak varsa, yücelik olmaz.

Düşüp, kalktığın sana olacak sual,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Emanettir iman, sana da verildi.

Akıl çıkmadıysa, sahip çıkmamak olmaz.

Cahile, uzatma elini, verme kulağını,

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

Hurafenin, tarafını tutmakla olamaz.

Unutma, savaşın imanla, kanla kazanıldığını,

Verme batıla, Mehmet’in büyük şanını,

Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

 

İnsanı, düşmanın kurşunu şehit etmez.

Düşman üzerine, imanla gitmek şehit eder.

Bahşetme batıla, Türk’ün kutlu şanını,

Sen ecdadına inan, kaybetme imanını.

 

Varsa Allahın bir hikmeti ,

Düşün Mehmet’in hediye edilmiş imanını,

Düşün Mustafa’nın bahşedilmiş zekasını.

Allahın hikmeti, yeşil sarıklıda aranmaz ,

Sen, ecdadına inan, kaybetme imanını.

 

Zafer de, şan da, Mehmet’in kul hakkı,

Hikmet, yeşil sarıklıda aranmaz,

Boz şeytanın ezberini.

Kuran, baştan kurdu, tekrar bozmaz.

 

ÇANAKKALE KARA MUHAREBELERİNDE MEHMETÇİK

 

Gelibolu

ben küçükken,

babam götürdü bizi,

balık tutmaya giderken.

Gelibolu’nun en güzel koyu

Tek ev, yaşlı balıkçının evi.

Tembihliyim balıkçıdan,

uzağa gitme evlat!

Lağımlar var, düşersin içeri.

Geçen ay, tilki düşmüş,

ölmüş çıkamamış geri.

Tepelerde yıldız gibi,

ışıldayan şeyler var.

Merak bu,

durur muyum geri.

İçimden dedim,

“Tilkinin yok elleri,

kayıkla çıktılar mı

alır başımı giderim. ”

Babamlar gidince hemen,

çıktım tepeye nefes nefese.

Acaba benek, benek

ışıldayan şeyler ne diye.

Etraf

Ya Rabbim çıkmaz olaydım.

Her yer sanki,

karpuz tarlası gibi.

Yağmur, rüzgar açmış,

yumuşak kumlu toprakta,

peri bacası gibi dikilir,

beyaz kemikten karpuzlar.

Tarih, zihnime gem vurmuş,

küçük yüreğimi mahmuzlar.

Kimi kaşlarının arasından,

kimi yüzden, kimi gözden,

kimi anlının çatından,

öylece vurulmuş yatarlar.

göz çukurları boş ama,

bilirim ki,

yukarda Allahın katından,

hepsi birden bana bakarlar.

Ne gezer bu çocuk diye.

Korksam mı? Cesur mu olsam?

Utansam mı? Gurur mu duysam ?

Aklım ermez bilemem.

Sonra.

Aklıma bir şey geldi birden.

Merak ettim gerçekten.

Aradım, tek tek dolaştım.

Yok , bir tane bile yok.

Tüylerim saçlarım diken.

Sert boğaz rüzgarı eser.

Kum taneleri, kurşun gibi.

Çarpar diken diken.

Yüzüm de, yüreğimde acı,

kirpiklerimde yaş kum,

rüzgar, Fayize öğretmenin sesi.

Demek doğruydu gerçekten.

Aradım, tek tek baktım nafile.

Hiç vurulan yoktu enseden.

İçimde korku, cesaret,

gurur, hüzün, keder.

Aklımda her şey dörtnala,

hiç bu kadar hızlı

düşünmedim daha evvel.

Sanki elimde çelik eldiven,

sanki onları vuran

kurşunlar hala havada,

onları vurmadan toplayayım

birer birer.

Aklımda hani şu

toprak altında kalmış

bayrak tutup sallayan el.

Sanki aniden bir el çıkıp

ayak bileklerimden tutacak.

Sanki düşman çekip alacak.

Kara toprak beni de yutacak.

Hangisi Mehmet hangisi düşman,

bilmeliydim bir an evvel.

Hangisi denize bakar,

hangisi karaya bakar

nafile baktım hemen.

Önemli mi kim nereye bakar.

Ya düşerken ters döndülerse.

Mehmet oluverdi hepsi

birden şaşkın benliğimde.

Anladım ki hemen.

“Biz ne yaptık “diye

herkes birbirine bakar.

Hepsi ölmüş dost düşman

artık herkes sulh içinde yatar.

Fayize öğretmenin anlattıkları

geldi aklıma demek doğruydu.

Mehmet benim için ölmüştü.

Utandım oturdum ağladım.

Ama eksikti anlattıkları.

Mehmet sadece ölmemişti.

Benim için öldürmüştü de.

Bir o kadar kişi daha

ölmüştü benim için.

Ben var olayım diye.

Hepsi benim yüzümden.

Annem babam doğmadan,

ben doğmadan ,

sahilde kumda oynayan

kardeşim, doğmadan evvel

ve olan biteni anlamak için

aklım daha ermeden evvel.

Şimdi buluşmuştuk hep birlikte,

nefeslerin son bulduğu bu yerde.

Bir tek ben nefes alıyordum.

Hıçkırdım daha da ağladım.

Suçluluk duydum aldığım her nefesten.

Sonra önemli olduğumu hissettim.

Gurur duydum kim olduğumdan

ve ölenlerin kim olduklarından.

Çocuk başıma gezerken

benden evvelini,beni ve

benden sonrakileri bulmuştum.

Sert boğaz rüzgarı eser,

kum taneleri kurşun gibi.

Yüzüm de yüreğimde acı,

kirpiklerimde avucumda kum.

İstemedim ayrılmak yanlarından.

Onları nefessiz bırakmak gibiydi,

haksızlık gibiydi ama……………

Sahile dönmek zorundaydım

akşam olduğundan.

Çocuktum ararlardı,

gelip buraya bakar,

bulurlardı beni.

Mehmet’in, buraya gelip,

ben ve benim gibilerin kayıp

geleceğini arayıp buluğu gibi….

Sonra mı?

Sonra

büyüdükçe daha da anladım.

Anladıkça daha da büyüdüm.

İstedim ki herkes anlasın,

İstedim ki herkes büyüsün

ve dilimden hiç düşmedi

ÇANAKKALE.

 

Anladıkça büyüsünler

büyüdükçe anlasınlar diye

 

OĞULLARIMA VE PRENSESLERİME.

 

Hastalar gelir hem benlik hem Allahlık.

Sorarım soy adları olan tepelerin yerlerini,

nerede olduğunu bile bilmez ahmaklar .

Bak evladım! bizim soyadımız Eker.

Soyumuzda sopumuz da rençper.

Başın dik olsun büyük dedelerinden

biri hastane şehitliğinde Çanakkale de,

diğeri birkaç cepheden balkan gazisi.

Bil ki her aileden biri yatar bir tepede.

Son sözleri salavat önceki Allah-ı Ekber .

Çekinme git o tepelere her karışı bizim.

Tanı, bil Atanı sorana mahcup olma.

Vefa tohumları ek hepsinin üstüne

Cehaletin kargası öterse üzerlerinde,

onlar karga sen Mustafa’sın kovalarsın.

Deden sana yattığı yerden gülümsesin.

Yoksa! dün demeden yarın dersen.

Şunu bil ki sana kargalar güler.

Savaşın acısını yaşarken tatmamak için

tarihi iyi bilmek anlamak zorundasın.

Zamanı değil ruhu yakala ,

sorula bilecekleri değil

başına gelebilecekleri ezberle.

Dedenin korkudan değil,

üşüdüğünden değil,

gururundan tüyleri ürperdi.

Onları törende değil yüreğinde an ,

ancak gururdan ürperirsen anlarsın

neden ölüme koşarak gittiklerini,

neden Allah Allah dediklerini,

neden ölerek ölümsüzleştiklerini…..

…..Ve şimdi bak şu eski resme;

Senin için ölüme giden dedeler

senden daha da gençtiler.

Onlar önce Vatan aşkıyla yüreklerinden,

sonra şarapnelle kurşunla vuruldular.

Anzakların torunlarına bak da ibret al.!

Okyanus ötesinden uçup , gelip konarlar,

dedelerinin yattığı tepelerin eteklerine.

Şafakta toplaşırlar uğur böcekleri gibi.

Hoş gelirler, sefa gelirler.

Belki unuttuklarımızı bize hatırlatırlarda ,

bize de uğur getirirler.

ve bakın şimdi şu eski resme

bizim için ölen dedeler

bizden daha gençtiler .

Esaretle yaşamak varken

hürriyet için Vatan için

bizim için ölümü seçtiler.

Bak resmine senin deden bu

şaşma senden genç diye.

Kulak ver ne diyor diye.

Bak şu sağ köşede ki .

Elinde mavzeri var.

Derinden yürekten bakıyor.

Yüreği sana benzeyen.

Bak bakıyor ne diye sana.

Söylüyor ben senin dedenim.

Yüzümüzü de gözümüzü de,

akan kanı emeğimizi de,

resimdeki alayımızı da,

istersen bak ve unut atanı.

Ama

ne olur biz uğruna öldük

unutma bu cennet Vatanı.

Hiç düşündünüz mü?

Mehmet ne bilirdi?

Mehmet ne düşünürdü?

Ne hayal eder,ne düşlerdi?

Mehmet çıkıp gelmişti

semahtan semadan.

Mehmet, gelirdi

cemden cumadan.

Mehmet gelirdi

namazdan, niyazdan, vaazdan.

Mehmet

mekteptendi,dergahtandı.

Sultaniyedendi ,rüştiyedendi

Mehmet .

demirciydi, marangozdu,ahiydi.

Düşündüğü sahiydi.

Mehmet

yanıktı ,sevdalıydı,aşıktı,ozandı.

Gençti delikanlıydı.

Mecnun’du.Ferhat’tı.

En çok gezen,

en çok bilen,

en çok yaşayandı.

Avucunun içi gibi

bilirdi Anadolu’yu.

Bin deyiş bilen çobandı.

Efeydi,dadaştı.

Yüzüne gülene gardaştı.

Yüreği saftı temizdi.

Helal süt emmişti.

Mazeretsizdi,yalansızdı,

dobraydı,dili çatalsızdı.

Kimi ermiş,kimi dervişti.

Hazır cevaptı,ezber bozandı.

Hacivat’tı karagözdü.

Biri Ak Şemseddin’in

bini Hoca Nasrettin’in torunuydu.

Sordun mu

en çok kafayı kaşıyandı.

Ama Mehmet, çoktu çoğunluktu.

Mutlaka bir bilen çıkardı.

hep birlikte hep bilendi.

Anzaklara anlatılana göre

Mehmet yamyamdı.

Halbuki

Düşman zalim,

Mehmet salimdi.

İnsanoğlu insandı.

 

Devir öyle devirdi ki

atasını babasını cephede,

onu yetim oğlu yetim bıraktı.

Devir devirmeye doymadı

ulu çınarları,

onu da mecbur bıraktı.

Orağını tarlaya fırlattı.

Maşasını közde,

çekicini örste bıraktı.

Keçesini sargıda,

derisini kalıpta,çömleğini fırında,

hamurunu teknede bıraktı.

Bağını ormana,

dorusunu yılkıya,

sürüsünü kıra bıraktı.

Düvenini çırağına,

koca öküzü,kağnıyı elifine,

yaşlı anasını Allah’a,

çocuğunu çocuğuna emanet etti.

Hasretini ihtiraslarını köyde,

canını Çanakkale’de,

ezanı kulaklarımızda,

Kuran’ı dilimizde,

Vatanını elimizde,

İmanını ebediyen yüreğinde bıraktı.

 

 

 

MEMLEKET

 

Nedir Memleket.?

Sadece toprak parçası mı.?

Her an dünya döner yeri değişir.

Zamanla kıta hareketi olur ,

Enine boyuna şekli değişir.

Memleket mutabakattır.

Memleket gönül birliğidir.

Kanla yazılmış sözleşmedir.

Sınırlarını neden çizerler.

Memleket kurmanın amacı nedir.?

İnsan oğlu ne ister ki canını verir.?

Peki Memleket ne demektir.?

“Memleket sınırları içinde Adaletin geçerli olacağına söz birliği edilmiş yer

demektir.”

Hiç düşündünüz mü?

Mehmet ne bilirdi?

Mehmet ne düşünürdü?

Ne hayal eder,ne düşlerdi?

Huzurun kaygısına geldi

Çanakkale’ye ölmeye.

Huzur,

bağımsızlıktı,namustu adaletti.

Huzur hakka yürüyebilecek

bir Vatan sahibi olmaktı.

Geride bıraktıkları,

huzur içinde yaşasın diye

o cehenneme girip,

yerini cennet eylemek,

mertebesini bulmaktı.

Eskiyi unutup,

aydınlık yarınlara

neslini ulaştırmak için

karanlıktan çıkıp,

bu cehennemin

bu ateşin içine dalmaktı.

Mustafa Kemal’in

ışığıyla

kendini görmüştü bir kere

ölmek var dönmek yoktu.

çünkü

tekrar karanlığa dönmek

daha da kör olmaktı.

ve dedi ki

bir daha

karanlığım olmasın.

bir daha

yeşil şeytanların

yüzünü görmeyim.

ruhum, nefesim,cehaletin

kara dumanından arındıkça.

hak yolunda şafak söktükçe,

Bileyim ki

güneş gölgeye girmez.

Daha da aydınlanmak için

hep düşüneyim.

hikmet nedir bileyim .

hikmeti bildikçe sahibine ereyim.

 

Mehmet ne bilirdi?

Mehmet ne düşünürdü,

ne hayal eder,ne düşlerdi?

 

BU MEHMET’İN DESTANI

MEHMET’İN DÜŞLERİ

MEHMET’İN YÜREĞİDİR

 

Acep şimdi

köyde vakit yatsımı ola.

Hatçem gözü yaşıdır .

Yaşlı anam sağ mı ola.

Köyde yiğit galmadı ki.

Köye çete inmiş mi ola.

Garabaş gocamış mı ola.

Hala canavar mı ola .

Gece başlarına dura mı.

Acep hoca Yusuf,

goca Yusuf sağ mı ola.

Eğer öldü ise,

mıhtar zorbamı ola.

Asılanım güççüktü.

Çifti çubuğu sürmüşler mi ola.

Asılandır benim asılanım emme.

Hastaydı goca öküz,

yosam öldü mü ola.

Eğer öldü ise

halleri nice ola.

Zaten

yedikleri bulgur aşı,

soğan başı

onu da bulamaz oluverilese.

 

İKMAL YOLU

 

Sıra, sıra fidan serviler ikmal yolunda.

Anaların duası vurmuş sağ yanlarına .

Kınalı elifler gölge olmuş sol yanlarına.

Yiğit daha dün yatıyordu kundağında.

Yiğidim şimdi yatıyor kanlı toprağında .

Es de getir rüzgar kurbanın olayım.

Kucağında salla savur al getir bana.

Bir avuç toprak alayım avucuma.

Ver de yiğidimi sallayayım kucağıma.

Servilerin dallarına asılı tütün kesesi.

Yarısı yarin zülfü yarısı tütün kesesi.

Servinin başı duman her hücum ertesi.

Yarısı duman yarısı da elifin gül nefesi.

Yakıver de bitsin vermeden son nefesi.

 

Yiğitler gelmiş buraya ardına bakmadan.

Kiminin aslanı doğmuş daha duymadan.

Kimi de gonca yarin koynunda yatmadan.

Elif geçer iki gözlü çeşmenin başından.

Başını eğer zülüflerine saklar gözlerini.

Ağlar kaçar yiğit anası daha bakmadan.

 

Moskof’un

ılık denizlere ulaşma emelleri;

İngiltere’nin

denizlere egemen olan,

dünyaya hâkim olur hevesi.

Üşümüş kafaların, hayali için

yarım milyon masum candan

oluk, oluk ılık kan akacaktır.

Gemiden dürbünle bakan amiraller

kendilerine soğukkanlı bir biçimde bakan

bir çift nazar bocuğuyla karşılaşırlar.

Boğazı geçip ulaşmak istedikleri

ülkenin soğuğunu hisseder ve ürperirler.

Rütbenin sarhoşluğu konyak gibi

dolaşır kanlarında.

Kargadan rezil olacakları

akıllarına bile gelmez.

Cüret ve cesaretin alevi sönecek

sırf onlar ayılsın diye

binlerce can ebedi uykuya dalacak.

 

Bu Habil ile Kabilin kavgası değildi.

Kardeş kavgası o rezil günün şafağında

Habil Kabil’i Kabilde Habil’i biliyordu.

Kimin neye hizmet ettiği baştan belliydi.

 

İngiltere Deniz Bakanı Winston Churchill’

savaştan sonra verdiği bir demeçte:

“İngilizlerin toplam kaybı ölü ve yaralı olarak 61 subay ile erdir”

diyecekti.

Hani güneş batmayan ülkenin sahibiydiler.

Batan binlerce Anzak güneşi onlardan değil miydi.

Savaşa dahil oldular da toplama niye dahil olmadılar.

Ölen 33.665 can kayıp değil miydi.

joe ya propaganda için afişler bastılar.

Avusturalya kıtasının her yerine astılar.

“Baba büyük savaşta ne yaptın “diye

zavallı yetimlerin dilleriyle sordular da.

Dünyayı versen değişmeyecekleri babalarına

“öldüm evladım” dışında cevap bırakmadılar.

Hani demiştiniz ya ilanlarda:

“Savaşa katılmayanlar sizin şanınızı kıskanacak.”

“Bir gün gelecek orada olmayanlar utanacak.”

Hani bu sözlerle kandırarak

Güneş batmayan ülkenin canlarını toplamıştınız ya.

Şimdi orada olanların şanını kıskanmıyor musunuz?

O gün orda olmadığınız için utanmıyor musunuz?

Mehmet öğretti joe ya Vatan sevgisini.

Mehmet ispatladı ona kandırıldığını.

Bu Habil ile kabilin kavgası değildi.

Kardeş kavgası o rezil günün şafağında

Habil Kabili, Kabilde Habil’i biliyordu.

Kimin kime bilerek hizmet ettiği baştan belliydi.

Şeytana hizmet edenler Anzakları kandırmış,

iki kardeş aslanı birbirlerine salmışlardı.

Yerde kanları oluk, oluk birbirine karıştı.

Onlar kan kardeşi bizler kuzen olduk.

Kızıl gerdanlı bir kuş vardır .

Onlarda ismi Robin.

Bizde bazı yerde Türk kuşu ,

bazı yerde kanlı mustafa denir.

Toprak kazarken yanınıza gelir.

Arkadaşlarını arar gibi bakar.

Sanki çık, çık diye öter.

Mehmet’le Joe iki temiz kalpli arkadaş kader dostu……

Asker sırasını biraz yana kaydırarak göçmen kuşlar gibi

kanlı Mustafa olarak uçup gittiler cennete hevesle .

Bilirler ki orda aldatmaca yok.

belki yolda tartışırlar

kim yolu daha iyi biliyor diyerek

Bence Mehmet kazanır.

Vatan sevgisini öğrettiği gibi yolu da öğretir onlara.

ne dersiniz.

 

KUZEN AVUSTRALYA’YA

 

Biz onlara yılan soyu dedik,

Onlar bize yamyam dedi.

Çarpıtışça Anladık ki

Anzaklar da bizde yiğittik.

Bir birimize hediyeler attık,

Yaklaşınca gönüllerin arası.

Türkü söyledik,gitar dinledik,

gece ateşkeste iki siper arası.

Ateşkes arası ölenleri defnettik.

Kopmuş eller kollar bacaklar.

Kimin elli kimin kolu belli mi bilemedik?

Gövde başına bir ona bir buna pay ettik.

Birinin uzvu öbüründe defnettik.

Bomba hafriyatı altında kalanlar,

müşterek toplu mezarlarda yatanlar,

artık tek vücut tek iskelet yatarlar.

Kimin nesi kaldıysa karıştık gittik.

Ayrışmak tekrar bütün olabilmek,

artık ancak Allahın huzurunda,

hesap gününün sırrında yatar.

Anzaklarla kaynaştık gittik.

Biz atalarınızı yek vücut ettik .

Nefretimizi gömdük,terk ettik.

bağımsızlığın Vatanın değerini

Anzaklara örnek olup biz öğrettik.

İki tarafta birer nesil kaybettik.

İki kardeş Vatan elde ettik.

Akan kanlarımız yerde karıştı.

Birbirimizi kan kardeşi ettik.

Savaşın acısını unutmayın diye.

Biz kan kardeşiyiz diyerek sizleri.

Birinin kolu öbürünün omuzun da

ötekinin bacağı diğerinin dizinde

yapışmış kaynaşmış yek vücut yatan

ortak atadan iki kuzen ilan ettik.

Kaç kez değişirse değişsin dünyada düzen.

Çıkmasın aranızda bir daha birbirini üzen.

Eğer varsa Gelibolu nasıl merak eden.

Artık kanlı cıvık çamurdan eser yok.

Baharda Gelibolu’nun tepelerinde

bomba, mayın,top,tüfek yerine

kır çiçekleri patlar kırmızı beyaz mavi.

“İkimizin de beyazı anlımız kadar ak” der gibi.

sert bahar rüzgarıyla bayrak gibi

dalgalanan binlerce kır çiçeği.

Sanki yarısı su üstünde yüzer gibi.

Parlak göz alıcı renkleri haykırır.

“Hangimiz Mehmet hangimiz Joe

bilin bakalım der” gibi.

Keklikler öter durur susmadan

“gururla bak”, “gururla bak” der gibi.

Yaşlı kaplumbağalar toslaşır,

“biz göğüs göğüse çarpışan

ne yiğitler gördük” der gibi.

Kekik kokusu gelir yerden

“bir zamanlar et” yedim der gibi.

Tavşanlar çıkar çukurlardan korkusuz

Buradan çıkanlar aslandır der gibi.

Yeşil ölüm sinekleri yok artık

Yeşil başlı iri kertenkeleler dolaşır.

Başları dik “onları ben yedim “der gibi.

Artık bal arıları kelebekler dolaşır,

çiçekten çiçeğe sıhhiye telaşı gibi.

Mart rüzgarı sert eser

savrulan kum taneleri

yaprakları deler kurşun gibi.

Sesi “artık barışşşş” der gibi.

gökten yağan çiviler yerine

Ilık nisan yağmurları gelir

yetimlerin göz yaşları gibi.

Yaz gelince bakar yerden

toplanmamış zeytin taneleri.

Bir zamanlar açık kalmış

kara ,yeşil gözler gibi.

Ağustos böcekleri öter.

Bize gidenleri “çağır,çağır” der gibi.

Kuraklık gelince çayırlar

sararır Joe’nun saçları gibi.

Hem kardeş hem tek vücut

biri diğerinin evveli gibi.

Son bahar gelince çayırlar

kararır Memet’in saçları gibi.

Gökyüzü çavuş olur terfi eder.

Kuşlar asker sırasına girmiş göç eder.

Cennete uçup giden masum canlar gibi.

Ağaçların sararan yaprakları

sevinçle çırpınarak düşer.

“Yatacağım yer şanlı” der gibi.

Zemheri gelince kar örter

Gelibolu’nun hüzünlü tepelerini.

analarının helal ak sütü gibi.

Dallar kütükler vurur sahile

denizin yutup çıkardığı

“alın yakın bunu kül olsun,

içinden tahta at çıkmasın” der gibi

Gelibolu artık barış madalyonu

“Yurtta sulh cihanda sulh” der gibi.

 

“Bu Memleketin Toprakları Üzerinde Kanlarını Döken Kahramanlar!

Burada, bir dostvatanın topraklarındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetlerle yan yana koyun koyunasınız.

Uzak Diyarlardan Evlatlarını Harbe Gönderen Analar! Gözyaşlarını dindiriniz.

Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat

uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

ÇANAKKALE SAVAŞI KARA MUHAREBELERİ

 

Düşman anlar ki Çanakkale geçilemez denizden .

Denizi denedik olmadı der çıkartma yapar karadan.

Mağlubiyeti unutturulmak istenir deniz savaşının.

Propaganda başlar daha kara harekatı başlamadan.

Avrupa da basın doğuda parlak bir zafer müjdeler.

Üstünlük zannından daha da hırslanırlar.

Gölge düşer şanlarına telafisi gerektir yenilginin.

Yüce görürler bağımsızlığı olmayan milletlerin

onlar için binlerce masum can vermesini.

Ne sakıncası var medeniyet adına barbarlık etmenin.

Medeniyet dedikleri kanının emmek sömürge milletlerin.

 

Geçme Türkün dayağından gevşetirsin mandalları.

gemileri denizin dibine gönderdik git topla sandalları.

(Son dize malum olduğu üzere…)

Plana göre;

İngilizler Seddülbahir’e,

Fransızlar Alçıtepe’ye.

Anzaklar Arıburnu’na çıkarılacak

ve sonra tüm kuvvet birleşecek Kilitbahire.

Asıl taarruz bu bölgeden yapılırken,

sahte çıkarma olacak Kumkale de

 

Kumkale Muharebeleri (25-27 Nisan 1915)

 

Düşman, yalandan karaya çıkar.

İki gün bile durmaz geri kaçar.

Amaç bölmek, amaç oyalamak.

Düşman şerdir çıkartma sahte.

 

Mehmet erdir savunma gerçek.

Allah,Allah imanla denize koşar.

Amaç savaşmak,amaç kovalamak.

Düşman kahpe çıkartma sahte.

 

Bu cepheye fazla söze ne gerek.

Mert sandık düşman çıktı kelek.

Yetiş başka yerde var bize gerek.

Düşman kahpe çıkartma sahte.

UYKUSUZLUK

Hasat zamanı

Başaklar sararmış boyunları eğilmiş.

Mehmet’le babası tırpana girişmiş.

Güneş en tepeye erişmiş.

Birden duraksar Mehmet ,

bakar uzaktan gelene.

İnce uzun endamından tanımış.

Elifi gelir testi omuzuna çıkın eline.

Demek ki vakit öğlene erişmiş.

Babası da doğrulunca eli beline.

Mehmet derki

Baba bir rüya gördüm dün gene.

Akla ziyan kanlı bir harbi telaş,

böylesi anca kıyamet gelince.

Anlatır rüyasındaki harbi telaşı.

Şaşkın merakla dinler babası .

Durur derki şaşkınlığı geçince.

Ben balkan gördüm.

Böyle anlatamam harbi telaşı.

Sen hiç savaş görmedin.

nerden aklına yer etti.

Sonra birden Çavuşun sesini duyar Mehmet.

Mehmet kalk nöbet sende.

Mehmet isyan eder içinden

gene aynı rüyaya uyanmıştır.

İstirahat molası bitti ben bu işe ne derim.

Evveli dört gün önceydi ölmezsek

sonrası ne zaman Allah kerim.

Birden bir yüz belirir gözüne yarı uyanık.

Köydeki herkese benzer hayal meyal bulanık.

Tüm köy tek çehre olmuş bakar,

hep bir ağızdan konuşur sesi yanık.

Uyan Mehmet’im yiğidim aslanım uyan!

Olmasın kimse köyde zorlandığını duyan.

Sonra komutanın sözleri gelir aklına birden dirilir. .

Esaslı bir selam çakar çavuşa.

Gerçeğe uyanmıştır Mehmet.

Artık tek dileği Vatan selamete ulaşa.

 

 

“Benimle beraber burada harp eden bütün askerler kesinlikle bilmelidir ki bize verilen vatan ve namus vazifesini tamamen yerine getirmek için bir adım geriye gitmek yoktur. Bu sırada istirahat uykusu aramanın bu istirahattan yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım”

MİRALAY(ALBAY) MUSTAFA KEMAL

3 Mayıs 1915

 

Seddülbahir Muharebeleri (25 Nisan-9 Ocak 1916)

Gelinlik giymiş kar beyaz Alçıtepe.

Eteğin Seddülbahir de beş yere.

Düşman basmış ayağını iz eder.

Gel Allara boyayım da temizlene.

 

Serindir Ertuğrul ve Tekke Koyları.

Orda bekler uyuşuk yılan soyları.

Sağına soluna düşman dağılmış .

İşgaldir Morto, İkiz ,Pınariçi Koyları.

 

Bin dokuz yüz on beş yirmi beş nisan.

Karşılarında var dokuz kat fazla insan.

Seddülbahir deki 26. Alayın 3. Taburu,

otuz iki buçuk saat yerine çaktı gavuru.

 

  1. Bölük I. Takımı ikmâl erlerinden Ezineli Yahya Çavuş’

Emrinde 5 manga asker düşmanla kıyaslasan bir avuç

bombardıman altında akşama kadar sebat ederek

Geçit vermedi düşmana deniz pembe,yerde kan bir karış.

 

27 nci Piyade Alayı, 3 ncü Tabur 10 ncu

Bölük Çavuşlarından Mustafa Oğlu Mehmet

cephanenin kıt olduğu zamanda

Seddülbahir denen şanlı mekanda

Böyle aslan görülmedi kadim zamanda.

Elindeki tüfek tutukluk yaptığı anda.

Öne çıkar düşmana saldırır taşla.

Düşman korkar sanki ahir zamanda.

Sadece yarım piyade taburu yanında.

Başlatığı süngü taruzu söküp attı gavuru anında.

 

Kanlıydı Birinci, İkinci ve Üçüncü Kirte.

Kandırılmış gencecik canlar daha körpe.

Acımazlar mı biz vururuz onlar gönderir.

Yeter artık ölmesinler Allah imana getirte

Ey! Allah’ım bilirim adaletin

öte dünyada olacak.

Tek adalet dilerim senden.

Düşman yürür şeytana iman.

Terk etmesin bu canı iman.

Hikmetini sual ettirme.

İmanımı kaybettirme.

 

KEREVİZDERE VE ZIĞINDERE MUHAREBELERİ

Birinci ve İkinci Kerevizdere ve Zığındere.

Varsın gitsin bu düşmanda zihin nere.

Bin cana bir karış yol aldı çakıldı siperlere.

Bu Vatan ne değerliymiş hatırlattı bizlere.

 

Akşam olmadan varacaktın Alçı Tepeye.

Denizi pembeye boyadık baksana geriye.

Bıkmadın 8,5 ay süren kanlı muharebeye .

Hiçbir zaman ulaşamayacaksın Alçı Tepeye.

KARA TOPRAK

Ya rab bu ne gün bu ne gece.

Gündüz de karanlık gecede .

Düşman durmaz topçu ateşinde.

Toz duman fayda yok güneşinde.

 

Gümbür, gümbür dövülür toprak.

Bir yudum suyumuz yok,

gökten yağar kol bacak.

Bırak huzur için de yatsın

bizden dökülen al yaprak .

Hani sen kana susamıştın

neden geri verirsin kara toprak.

Senden geldik sana giderdik gene.

Hani dövdükçe gülerdin yüzümüze.

Doldun gözümüze,nefesimize.

Hainmişsin boğarsın.

Vefasızmışsın kusarsın.

Senden olmaz dost

kara toprak.

Kara toprağın bile sırt çevirdiği

düşmanın küçümsediği,

Mehmet’in iman ve kararlılığı

karşısında

düşmanı bile saygıyla eğilir.

 

 

“Son derece ustalıkla sevk ve idare olunan

köşeye kıstırılıp saldıranı , savunma durumuna düşüren

daima korkulacak bir hasım olduğunu ispatlamış.

Kahraman ve azimli bir düşmanla dövüşüyoruz.”

diyerek saygısını ifade eder.

 

HAYAT UZUN DESTANSA CEPHELERDE

KİMİNE NAKARATIDA OLUR.

 

Önündeki teli atladı sağ ayak öne.

Dikene takıldı düştü yüz üstüne.

İki kurşun geçiverdi tam tepesine.

Aynısını yaşamıştı balkan cephesine.

İskambilde bile aynı kağıt zor gelirdi eline.

Hayat ne garip aynı şeyi yaşadı gene.

Önce yerden bir el ateş etti gene.

Sonra kalktı davrandı süngüsüne.

Hem çarpıştı hem şaştı düşüncesine.

Ne çok cephe görmüştü ki aynı şey gene.

Bir an sanmıştı ki düştüm balkan cephesine.

Korkudan kaçan çıldıran düşman görmüştü de.

Korku bilmedi ki işlesin açık zihnine.

İnancı tamdı emindi cepheye neden geldiğine.

Birikmiş yorgunluğun uykusuzluğun yapacağı

zamansız unutmak hatırlamak kadardı zihnine.

Kendi kahramanlık destanının son nakaratı idi.

Mertebesine ulaştığı yerdi Çanakkale.

 

ARIBURNU MUHAREBELERİ (25 NİSAN 1915-6 AĞUSTOS 1915)

 

25 Nisan 1915’te gün daha ağarmadan.

Ezan Müslüman’ı namaza çağırmadan.

Anzak birlikleri Arı burnuna geldi.

Kör karanlıkta davetsizce çağırmadan.

 

Şafaktan önce Anzakların orda ne vardı işi.

Bir avuç Türk askerinin kahramanca direnişi.

  1. Alay’ın 2nci Taburunun 82’nci Bölüğü.

Anzaklara vakit yoktu taşımaya yaralıyı ölüyü.

 

Havada karşılaşan mermiler yapışıp da düşmüştü.

Düzeni bozuk dünyanın askerinin düzeni bozulmuştu.

Ecebat’tan gelerek taarruz etti 27’nci Alay hemen.

Tehlikeli biçimde boş kalır Conkbayırı – Kocaçimen.

 

19’uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal.

O gün o yıldız benim diye kıskanmış haykırır şimal.

İşte bu anda tehlikeyi sezmiş inisiyatifini kullanarak.

Arıburnu bölgesine müdahale kararı verir derhal.

 

Hep hızlı ve doğru kararlarla ispatladı dehasını.

Şanlı 57’nci Alayı ve Bir Dağ Topçu Bataryasını,

derhal harekete geçirdi tümenindeki birliklerini.

Kocaçimen Tepesi istikametine vakit geçirmeden.

 

19’uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal.

tarihimizin altın sayfalarında yerini alan emri veren şimal.

Allahın bize lütfü ona bahşettiği eşsiz zekaydı .

akılla yaratılan kahramanlıktı başka yok ihtimal .

 

cephaneleri bittiği için geri çekilmek zorunda kalan

  1. Bölük 1. Takım’ın geri çekilen erlerinin önüne çıkarak

tarihimizin altın sayfalarına geçen emirle

 

“Size ben taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir…”

 

süngü taktırıp yere yatırdı 8. Bölük 1. Takım’ın erlerini.

Bu hareketiyle savunma konumuna geçirip durdurmuş oldu

Conkbayırı’na tırmanmakta olan Anzakların öncülerini

daha sonra kazanılan vakitle yetişen 57. Alay’ın taburları.

Mustafa Kemal’in “Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.”

dediği taarruz sonucu Mehmet geri püskürtü Anzak birliklerini.

 

Arıburnu,Maydos,Kabatepe mevki bir derin fundalık.

nerde kuytu varsa kirli çamaşır dolmuş ortalık.

Biraz sonra şehit olacağını bilen Mehmet sayesinde

tarihte eşine az rastlanmaz bir hâdiseye olduk tanık.

can korkusu dünyevi hırs düşmana gerek

şehit olmadan önce dinî hazırlık ederek,

taarruza çıktı, temiz çamaşırlarını giyerek.

Bu ne yüce Vatan aşkı bu ne temiz yürek

 

Alay Komutanı Şefik Bey telefona sarılarak

“Arkadaşlarımız orada ateş içinde yanıyor

biz daha bekleyecek miyiz?” diyerek.

Tümen Kurmay Başkanı Hulusi Beyden

hareket izni istemişti.

İşte budur yürek.

Temiz çamaşır giymek

Mehmet’e taarruzdan önce

düşmana kaçtıktan sonra gerek.

 

CONKBAYIRINDA MUSTAFA KEMAL

(saatine şarapnel parçası isabet ettiği zaman)

 

10 Ağustos 1915’te Gelibolu’da Conkbayırı.

Adını veren tam bilememiş, bu bayır kanlı cenk bayırı.

Boğaz’a hakim olmak için düşman taarruza geçecek.

Günlerdir köstebek gibi siper kazıp durmakta.

Sanki başka çere yok kaza kaza alınacak Conkbayırı .

Bu ne taarruz bu ne siper hazırlığı vardır bir hayrı.

Anlaşılan o ki denklik yok niyetle cesarette.

Anlaşılan elindeki 20.000 askerin yok ki hayrı,

çukurdaki düşman daha da çukura girer.

Öyleyse hemen ve ebediyen girecek.

Gecenin ve Kaderimizin karanlığı kalkmış,

daha gün doğmadan yeni bir gün ve geleceğe

başka bir güneş parlamakta,tan ağarmakta idi.

Sakin adımlarla ve sürünerek düşmana 20-30m. yaklaştı.

Çizmeleri altın sarısı saçları parlıyordu görülse hedefteydi.

Artık ok yaydan çıkmıştı Ezan,Bayrak,Komutan bir aradaydı.

Muhammed’in binlerce iman dolu aslan yüreklisi şahlanacak,

batılın dorusu Truva’nın hilebaz tahta atı utanıp saklanacaktı.

Mehmet daha da heveslensin,coşsun,aşka gelsin diyerek,

kırbacı günün ilk ışık huzmesi gibi yarı havada bekledi.

Binlerce neferin bulunduğu Conkbayırı’ndan çıt çıkmıyordu.

Cennetin kapısı aralanmış şahadet için koşacaklardı.

Dudaklardan dua al kelebek gibi sessizce uçarken,

yüreklerde iman Burak olmuş dörtnala koşuyordu.

Önce kırbacını başın üstüne daha da kaldırıp çevirdi

ve sonra birden şaklatarak şimşek gibi aşağı indirdi.

Daha göz açıp kapayacak kadar kısa süre geçmişti ki

birden çakan o ışık huzmesinin gümbürtüsü duyuldu.

Allah! Allah! sesleri yarı karanlıkta gökleri yırtıyordu.

O bulutsuz gecenin şafağında sabır denilen set yıkılmıştı.

Her biri Allahın rahmeti yağmur tanesi gibi saf ve temiz,

bir olunca ne bulduysa alıp götüren amansız sel gibi aktılar.

Düşman bu batıldan başka ne bilecek neye inanacak.

Sanki birisi daha hazırlıkları bitmeden kıyameti koparıp,

mahşerin dört atlısına kırbaç vurmuş üzerlerine salmıştı.

Neye uğradıklarını daha anlayamadan Kıyamet kopmuş.

Etraf toz duman,düşman dehşet ve şaşkınlık içinde kalmıştı.

Düşmanın yerde büyük çukurlar açan topçu ateşi başlayıp,

denizden atılan top mermileri daha toprağa değmeden önce

Mehmet sel olup akarak düşman siperlerine dolup taşmıştı bile.

O cephenin en önündeyken amiraller ve kendi İngiliz emsalleri

gemilerin güvertesinde ellerinde çay kupası ağızlar açık donmuş

dehşet ve şaşkınlık içerisinde bakakaldılar ve anladılar ki.

Bu şimşek ve amansız tufanı başlatan,

mazeret bulamadıkları deniz yenilgisinden önce

gemiden, dürbünle bakarken karşılaştıkları,

kendilerine, soğukkanlı bir biçimde bakan,

boğazı, geçip ulaşmak istedikleri ülkenin

soğuğunu, hissedip,ürperdikleri,kaderimize iliştirilmiş,

bir çift nazar bocuğunun sahibinin ta kendisiydi.

Rütbenin sarhoşluğu hala, konyak gibi dolaşır kanlarında.

Kargadan, rezil olacakları akıllarına hala gelmez.

Ve tabi ki o derin zekaya,o derin bakışlara

ancak derin denizlerin mavisi yakışırdı.

 

HESAP TUTARSA

 

Ateş durunca gece yarısı.

Düşünce aldı küçük zabiti.

Mektepte iyiydi hesapla arası.

Üç gündür uyku girmemişti gözlerine.

Kulak veremiyordu konuşanların sözlerine.

Bu garip kara gecenin hesabı

kaç metre kare iki siper arası.

Dikilip baktığım zaman ufka doğru

yolun dörtte biriyse gördüğümün yarısı…………

Uykusuzluktan toplanmıyordu ki kafası.

Tekrar tekrar baştan düşündü.

Alamıyordu kendini hesaptan.

Acaba neydi hatası.

Neden önemliydi takıntısı.

İki tarafta birbirine aynı uzaklıkta.

Ne fark eder kaç metre iki siper arası.

Sanki matematikle savaşı

alıp yer değiştirmişti kafası.

Sanki hesaplarsa savaş bitecek.

Bir hesapla düşmanı yenecek.

O an ateş durmuştu .

Başka çare yoktu ki

Vatan için duyduğu sıkıntıyı atmaya.

Alışmıştı çarpışıp rahatlamaya.

O umutsuzluktan değil

uykusuzluktan düşmüştü takıntıya.

Amirallerde düştü aynı hataya

cüret ve cesaretin alevi

taşıdıkları rütbenin sarhoşluğuyla .

Sağduyu yerine matematik

yer değiştirmişti kafalarında.

Zaferin sırrı yatıyordu sadece

silah gücü ve matematiksel hesaplarda

Türk askerinin Vatan aşkı ve

askerî kabiliyetini ihmal edince

düşmüşlerdi büyük bir hesap hatasına.

 

KANLISIRT

 

Bombardımanda ağır hasar gören Türk siperlerine.

Saat on yedi otuz’da Anzak birlikleri taarruza geçti.

Toz toprak duman bıraktı yerini insafsız insan seline.

Göğüs göğse kanlı çarpışmalar oldu Türk siperlerinde.

Kanlısırt’ta bulunan 47. Alay’ın birinci ve ikinci taburları.

Ne ateşle ne de süngüyle olmadı düşmana karşı koymaları .

Sonradan anlaşıldı ki

düşmanın obüsleriyle yaptığı cehennemi top atışları

siperlerde bulunan kahraman erlerimizi

topyekun toprak altında bırakmış

Düşman ele geçirdiği siperlere flamalarını dikivermişti

 

Ey! kivilerin torunları.

Gezerken eşelemeyin oraları.

Toprak kalkarsa taarruza geçerler.

Birinci hat siperler Anzakların eline geçtiyse de.

Mehmet ördüğü etten duvarla, izin vermedi.

Anzak birliklerinin daha fazla ilerlemesine .

ilk anda ele geçirdikleri siper hattıyla

yetinmek zorunda kaldılar.

 

SİPERDE HERŞEY GELİR ADAMIN AKLINA

 

Başka bir düşünür oldum burada.

Hiç eski bildiklerime benzemez.

Hep metin ol sabırlı ol bildik.

Sabır yetmezmiş be kızanım .( Silahlı köy delikanlısı)

Çabada gerekmiş .

Bak düşmanda çaba biter mi.

Seni vurmaya gelene sabır mı olur.

İman sabra bol gelirmiş eksik varmış be ya

Adamlık çabayla emekle olurmuş.

Hiç kimse bilerek kötü olmaz.

Şu düşmanın bilmediği ne ise

bulup öğretmek gerek be kızanım.

Bilmediği iman olsa gerek ama

bak sende bir yerini eksik bilirmişsin.

İmanın içi emek çaba varsa doluymuş.

Uydum imama geldim imana olmazmış be ya.

İmanı hocadan sorardık bilirdik.

İçimizde aramak varmış bilemedik be ya.

Vakti zamanında

bunları duysa hoca camiden kovardı.

Sorsan hala kendi bilir.

Çocuk olsan zorla he dedirttirir.

Hani İngiliz’e karşı duran dinsizdi

Şimdi karşı dururuz.

İmansız mı şehit olacağız.

Hani İngiliz’e yürüyen

sultan karşı yürürdü.

Bak şimdi ne olacak

Hocayı zannederdik konuşur

halifenin kendi ağzından.

Gerisinden konuşurmuş.

Mesele Müslümanlığa sahip olmak değil

Müslüman olmakmış be kızanım.

Ne çok şeyi yanlış bilirmişiz.

Teker, teker çıkar ortaya

Ölmezde kalırsak bu cehennemde.

köy meydanında

tutacağım cübbesinden

sıkacağım gerisinden tövbe, tövbe .

Atın şahbaz olsa.

Sipahilikte cambaz olsan.

Gideceğin yeri bilmedikten gayrı

İman yönü bilmek yolda olmak.

Yolu bildikten sonra sürünsen ne olur.

Gene varırsın,gene varırsın.

İman bütünmüş,

sabırmış, amaçmış, erekmiş…

İman bilmekmiş.

Her işte emekmiş be kızanım.

İmamın değil insanınmış.

Dilekçinin değil emekçininmiş

be kızanım.

 

Hocadan daha iyi bilemezdik.

Ondan daha iyi niyaz edemezdik.

Ne çok şeyi yanlış bilirmişiz.

Teker,teker çıkar ortaya.

Kandilin ışığıyla

duvara vururdu gölgesi.

Çocuktum büyülerdi beni.

Kocaman bir dev

açmış avucunu niyaz ederdi.

Hacivat Karagözmüş bizim hoca be

Gerçek değilmiş o dev be ya.

Çocukluk anlamazdım.

Niyaz etmek sevaptır ama

bizim hoca niyazda etmezmiş.

İmansız niyaz mı olurmuş.

İman adamın sevincinde olacak,

kederinde ,hasretinde olacak.

İman adamın fikrinde olacak.

İman adamın kendin de olacak.

Adam kendin bulacak.

Kimseye elletmeyeceksin

kirletmeyeceksin imanını.

Hocanın imanı ayran

herkes ona hayran

öte dünya sana

nah olur bayram.

Kendi imanına kendininkine

hayran ol be kızanım.

O zaman görürsün

güzeli,güzelliği.

O zaman kavuşursun be kızanım.

O zaman taktir görürsün.

O zaman hakka hayranlık olur.

O zaman sen onu bilirsin.

O zaman o seni bilir.

Yoksa demez mi sana

sen beni değil

yalanı takip ettin.

Sana kılavuz hediye ettik.

Sen imanı değil

ayran gönüllü imamı takip ettin.

Bu dünyada boş laf dinleyip

öte dünyada hayret mi edeceksin.

Kendini dinleyip,

bu dünyada hayret edip,

çözmeye gayret edeceksin.

Bu çileyi sana sardılar çöz diye.

Çöz ki nasıl çözdün bakacaklar.

Sualde soruda bu.

Öte dünyada bundan soracaklar.

Hocanın çözdüğü dolaştırdığı

kendine be kızanım.

Uysan onunkini kendine dolarsın.

Öte dünya da hayret değil,

bu dünyada hayret edeceksin.

Gayret edeceksin.

 

O zaman aldanmaz

er yada geç kavuşursun.

Hoca ya hayranlık bitermiş

hem de kanlı bitermiş be kızanım.

Sen hiç bitmeyen hayranlığın

peşinden koşacaksın.

Muhammet’in peşinden koşacaksın be kızanım.

Ümmeti Müslüman takılır İngiliz’in peşine.

Cihat var düşünürsün nerdedir diye.

Rastlarsın gavurun içinde leşine.

Bak bir Allah bilir buraları.

Biz içindeyiz o bizden daha iyi görür.

Her birimizin,hepimizin

gördüğün den daha iyi görür.

Ne olacağını görmeyecek,bilmeyecek

birinin peşinden mi gidilir.

Allahın kelamını ne bırakırsın

gavurun akçesine avuç açmış ellere?

Cahillik işte.

O bakar bize söyler.

Sen açıp baksana.

Kendi gönlünle okusana.

Oku demedi mi?

beni dinle demedi mi?

Eli mi dinle dedi?

Üfürmekle kurşun dökmekle

gelecek olmazmış.

Düşünmekle,bilmekle,

kurşun sıkmakla olurmuş be kızanım.

Karanlığı üzerimize örtmek değil

içim aydınlansın diye

ters yüz olmak varmış .

Herkes kendi kendine

kendi eleğinde be kızanım.

Hayat hiç değişmeseydi.

Hep aynı olsaydı.

Herkes şimdiye peygamber gibi olurdu.

bir gününüz öbürüne benzemesin buyurmadı mı.

Herkesin hayatı,imanı kendine .

Herkesin sınavı suali kendine.

Sınavdan sınamada kaçmak olur mu.

Daha da daha da diyeceksin ki

orada bak ben neleri aştım diye bilecen.

Yoksa bu dünyanın üstüne

öte dünyada ayran içittirirler adama.

Hem de düşman denen

şu domuzunun sütünden.

Bu dünya da her şeyin cetveli insan be kızanım.

Hem de her adamın boyu ayrı cetvel.

Bakacaklar kim daha iyi ölçtü diye.

Sen senin kini kendin taksim edeceksin ki

kendi doğrunu kendin ölçesin.

Yoksa ne sınava ne suale inanmak olur.

Cevap aramak boşa

iman boşa çıkar.

Yoksa hediyedir der miydi imana.

Alın birbirinizden suretini

sualde soruda bir derdi be kızanım.

Aha önünde hayat vardı.

Gerçek imanına koşmadın.

Şimdi aslını buldun.

Vakit yok be kızanım.

Ey yüce Allah’ım sen büyüksün.

Neler düşündürdün şu garibe.

Şahadeti boşuna vermemişsin.

Anladık bu sipere.

Sen,sen ol be Deliormanlı.

Bir daha inanma

gavurun akçesine avuç açanlara.

İngiliz’e iman sevap mı getirir?

Hocanın elinde kandil

peşi sıra karanlığa gidermişiz.

Niyazı da yalanmış imanı da.

Bize de amin dedirtti ya.

Ölmezde sağ kalırsam

namussuzum dedirtmezsem aman.

Bana da Deliormanlı demesinler.

Ne çok şeyi yanlış bilir misiz.

Teker, teker çıkar ortaya.

Neyi ümit etmeliymişiz.

Neyi ümit ettirdi bize.

Allah onun için sadece

müminin içinde bulduğu

faydalanılacak bir şeymiş.

“Hocanın doğrusu doğru olsaydı

düşman eğri olmazdı.” Be kızanım .

Doğru değnek değilmiş be kızanım.

Doğru adamı insan yapan şeymiş.

Beni büyüten, hür yapan,

Hürriyetime, kavuşturanmış.

Gerçek iman

elinde kandil karanlığa götüren hocanın imansızlığı değil.

Kendisi parlayan Mustafa Kemalin Allaha imanıymış.

ŞEHİTMİLER ACABA

Anafartalar cephesinde

dün düşman kovaladık uçuruma.

Tam geldik ucuna.

Hızını alamadı bizden bir kaç fukara.

Aşağı düşmanla beraber onlarda.

Acaba onlarda şehit mi ola

Çıkarsam siperden kafa.

Düşman vururlar anında

intihar ederim cehenneme.

Taarruza geçerken vurulsam aynı

ulaşırım şahadete.

Her şey ne kadar bağlı niyete.

Yerin adamı çekmesi Allahın hikmeti.

Uymazsan ölürsün uyarsan yürürsün.

Günahkar olursun yazılana uymasan.

Hikmete bilerek uymazsan

canına kıyar cehennemlik olursun.

Ne kadar önemli hikmet.

Hiç birinde yoktu ki atlamaya niyet.

Dengemi kaybedersem ulaşırım şahadete.

Savaştan bıktım diye atlarsam cehenneme.

Şehit sayılacaklar baktın mı niyete.

Şehittirler her halükarda.

Aman niyete de hikmete de dikkat edeceksin demek ki

 

Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grubu Komutanı

Şafakta Türk süngü taarruzu ile 10 Ağustos sabahı

Conkbayırı’nda tutunmayı başardığı noktalardan

sökülüp attı İngiliz kuvvetlerini

Albay Mustafa Kemal’in göğsüne bir şarapnel misketi isabet etmiştir.

 

Albay Mustafa Kemal’in cebinde bulunan saati parçalamış,

ancak kendisine bir zarar vermemiştir.

Arıburnu bölgesinde mevzi muharebeleri şeklinde devam eden çarpışmalar, 20 Aralık 1915 tarihinde Anzakların bölgeyi tahliyesi ile son bulmuştur.

 

MİSKET

 

Ben çocukken

hala sağdılar.

Ben hatırlarım gazileri.

Çok yaşlı olanları

kolların dan tutmuş oğulları torunları

camiye giderlerdi cumaları.

Nefret ederlerdi .

Misketten de oynayandan da.

Boş bulunup kafamıza

az yemedik bastonları.

Gazi söver,

oğulları torunları,

bütün mahalle güler.

Boş bulunan eğlencelik olurdu.

Çocuktuk anlamazdık neden.

Oysa gazi hatırlardı eski günlerden.

Misketten çektiklerini ,

bir onlar bilirdi birde Allah.

Misket bombası

top mermisinin içine

yerleştirilmiş yüzlerce bilye

dağılsın daha çok can alsın diye.

Anlayamadık akıl ermeden.

Şimdi yarı pişmanlık, yarı utanç.

Düşünürüm

keşke misket yasak olsaydı cumaları.

Benim gözümde cam bilye.

Gazinin gözünde hain hile.

Yuvarlanır alçakça kahpece.

Her misket yerde yuvarlanan bir can.

Öğlen güneşindeki parıltısı

kaybettiği arkadaşının açık gözleri.

Kafamıza yediğimiz

baston az bile bize.

Az bile gazinin sözleri.

Mübarek cuma günü hatırlatılır mı

Mehmet’in açık kalan gözleri.

 

Conkbayırı – Kocaçimen Tepesi silsilesi.

Sabah olup bitince altı Ağustos 1915 gecesi.

Yoğun topçu ateşiyle dövülür Kanlısırttepesi.

Hazırlık sağlam siperler sağlam moral sağlam…

Etraf toz duman dert soluk alabilme meselesi..

Toprak sabırsız toprak aç benden geldiniz bana.

Toz toprak her şeyi kaplar. saldırır ölmemiş cana.

 

Düşman denizde

Top var bombardıman var.

Ölüm rastgele sert rüzgar var dalga var.

Düşman havada.

Ölüm seyyare çivi yağdırır tayyare.

Düşman karada

Ölüm siperde süngü var tüfek var .

Ölüm gırtlak gırtlağa

kimin önce nefesi biterse.

Düşman toprak altında.

Tünel var lağım var.

Ölüm yaşam kim önce kazarsa.

Bir sığınacak siper var.

Ölüm sağanak.

Sel var çamur var artık ne bırakırsa.

 

Sel olup akacak hürriyet aşkının çilesi.

Görünmez dertler var Mehmet’in çilesi.

Düşman bizi görür tepede hareketsiz tek sıra.

Anca tepeden yarıya inersek oluruz ara sıra.

Allah, Allah diye bağırırız hep bir gırtlaktan.

Düşmana dert Türk’e neşe olup akarız .

Farkımız yok sırtı aşan sisli buluttan.

 

Düşman, çıkar yerde hep bir çatlaktan.

Yukarıdan benzer karınca yuvasına

Hemen dağılır benzer çil yavrusuna.

Atış zor hareketli seyrek düşmana.

Bu nasıl adalet kaldık çapraz ateş arasına.

Ufka doğru ateş eden bizi vurur.

Biz kaldık seyrek karınca yuvasına.

Kınalı kuzu güç bulur güvenir imanına.

Vurulup düşse de son bir gayret dikilir.

Eten duvar olur arkadaki kardeşine.

Akıl ermez Kanlısırt ve Conkbayırı savaşına.

 

MAVZERİN ÖNÜNDEKİ GERÇEK

 

Düşman üstüme gelir.

Ben vururum o düşer.

Felek çoğalttıkça çoğaltır.

Gözüm dürbünde elim tetikte .

İman yürekte.

Sol gözüm gerçek

sağ gözüm abartır.

Abartan hep bir yeri gösterir.

Öbür yandaki gelir beni vurur.

Gerçek uzakta düşeceğim karavanaya.

İnanırım bir sağ gözüme bir sol gözüme.

Ben bile değiştim kimim bilemem.

Güvenemem kendi sözüme.

Of! vuranda vurulan da evlat bir anaya.

Gerçek ne doğru ne kim kime ne.

Düşünecek zaman mı şimdi.

Gene ne varsa

eski doğrularıma eski özüme.

Allah’ım bu nasıl sınav.

Allah’ım bu nasıl sual.

Çözemem ben bunu

Bu sual zor bana.

Cevap uzun zaman kısa.

Ben benim doğruma,

o kendi doğrusuna.

Kim koşar işin doğrusuna.

Şu vurduklarımın hepsi can.

Tek ortak yanımız olamaz

yerde karışan kan.

Akıl fikir kalmadı bende.

Sığındım imanıma

savaşırım Vatanıma.

Tek güvencem sende.

Ey! Allah’ım.

Akıl yokken taşıyacak

niye verdin iradeyi.

Sırtımıza yük elimize oyuncak.

Hikmeti sen yarattın.

Savaş bize kabahat.

Huzur kaygısına geldik .

Akıl ver halimiz ne olacak.

 

Anafartalar Çıkarması, Anafartalar ve Conkbayırı Muharebeleri (6 Ağustos-20 Aralık 1915)

 

25 Nisan 1915 sabahı çıkarmalar başlamıştı.

Düşman tepeleri ele geçirmek için 24 saat demişti.

Hedeflerine ulaşamadan aradan kanlı3.5 ay geçti.

Üstünlük zannı İngiliz akan kan ölen can Anzaktı.

Yeni bir çıkarma harekâtı planlanır taze kuvvetlerce.

Bitmedi şeytanın kurnazlığı bitmedi batılın aymazlığı .

Anafartalar sahillerine yeni canlar çıkacak binlerce .

Bölgenin en hakim kesimi olan Conkbayırı – Kocaçimen.

Amaç, Tepesi silsilesini ele geçirmek suretiyle hemen.

Arıburnu’ndaki Türkleri kuşatmak kuzey yönünden,

saracaktı cephe gerisini sonuçta kırılmış olacaktı.

Türk ordusunun Gelibolu Yarımadasındaki direnişi.

 

HAİN SICAK

 

Haindi.

Kıskançtı güneş.

Bir ulus için doğacak olan.

Yeni güneşi kıskanırdı .

Gün batımı güneş ,

gece mitralyözün ucu hainlik ederdi .

Ucu gece nar gibi kızarırdı.

Mehmet ne yöne dönse

mitralyöz ucu o yöne .

Mehmetçiğin gözünü alır,

yerini belli ederdi.

Haindiler, kıskançtılar

gece gündüz birbirleriden

hainlik nöbeti devralır ,

Mehmetçiğin gözünü almak için

gece gündüz yarışırlardı.

Bir ulus için doğacak olan

yeni güneşi kıskanırlardı.

Bir devrin batışının acısıyla

akşam üstü

yamaçlara dik vuran güneş

sahilde serinde duran

düşmandan yana olmuş

bir ulus için doğacak olan

yeni güneşi kıskanırlardı.

Dudaklar çatlak ,diller elin körü

gözler çukur,sesler boğuktu.

Seyreylemeye bir umman

içmeye bir yudum yoktu.

Sıcaktı .

Toprak çorak rüzgar kuraktı.

Serinletmez kavururdu rüzgar.

Vatan için çıktık bu sefere.

Bırakmak yok öleceğiz bu sipere.

Hiç durmaz kurşun yağdırır kefere.

Eğer saka uğramazsa iki gün sipere .

Esen kurak rüzgar başıma bela,

uğuldayan sesi kulaklarıma sela.

Saka kuşum sarı kanatlım,

kara kaşlım al başlım,

bir konar bir uçar kuşum.

Rüyamda çocukluğum düşüm.

Kafesliğim,azatlığım.

Ne kötü oyun bulmuşum.

Hep saldım zarar vermedim sana.

Gel etme küsme bana.

Geçme uğramadan bana.

Gece gündüz cehennem

içimde yanar dışımda.

Bir yudum su getir bana

Zaten sarmayacaklar kefene.

Kanla yıkanmak var ölene.

Siperi bırakmak yok bana.

Bak son sözüm bu sana.

ziyan etme düşmana sıkılacak

tek kurşun bile lazım bana.

Eğer uğramazsan gene

belki yok bir dahaki sefere.

Bak ben şehit olacağım.

Cehennem yok bana.

Burada içim dışım yandım.

Bir daha yanmak yok bana

 

BİRİNCİ ANAFARTALAR,KİREÇTEPE,İKİNCİ ANAFARTALAR,VE BOMBATEPE MUHAREBELERİ

 

Gece saat 22:00’den itibaren 1915-6 Ağustosu.

Küçük Kemikli ve Suvla koyu sahillerine

çıkartmaya başladı İngiliz 9’uncu Kolordusu.

İlk olarak karşı duran Bursa Jandarma Taburu.

27.000 kandırılmış can çıktı kısa sürede sahile.

Bölgede var ikisi jandarma, toplam dört Türk taburu.

Kan aktıkça ortaya çıktı medeniyetin kamburu.

7 Ağustos akşamına kadar sahilden içeriye doğru,

yalnızca sekiz yüz metre ilerleyebildi İngiliz gavuru.

Ne kadar çoktu.

Vur,vur bitirmedik.

Kimi kaçtı çukuruna

indiremedik kaldı yarına.

İki siper arası kan çamuru

kaç tane bilemedik.

Gözümüz ateşte sayamadık,

şeytanın emzirdiği gavuru.

Bizde var ikisi jandarma,

toplam dört Türk taburu.

Mesele sayı değil.

Mesele adamın hamuru.

Şarktan garptan

Millet hep burada aradı

istiklali,yarınki huzuru.

Ya ümmet nerde.

Hicazdan yemenden

göndere, göndere üç tane

imam göndermiş kefere.

Birde baktık ki gavurun içinde

çıkmış bize karşı sefere.

Ulan imanı olmayanın

imamını ne edeceğiz.

Onlar ki

Hicazdan silahsız dönen askerlerimize

Hızlı develerle yaklaştılar.

Palaskasını postalını beğendikleri askerimizi vurdular.

Belki para yutmuşlardır diyerek neferlerimizin

bağırsaklarını deşerken ümmetiz demediler.

Bunlarda insan bunlarda Müslüman demediler.

Allah alîmdir, habîrdir.

 

Anafartalar sarı çorak toprak olmaz hamuru.

Oluk,oluk kan döküldü şimdi kiremit çamuru

Kan aktıkça ortaya çıkar medeniyetin kamburu.

Düşmanın hallerine çalar feleğin zilli tamburu.

 

Şafak söktü bu can bıktı bitiremedik insan selini.

Ben bırakamam Vatan aşkı bozamam yeminimi.

Azrail kıskanıp küsecek burada unutacak beni.

Ya Rab al bu canımı bunca cana kıydırma beni.

 

GÖNÜL KARDEŞİM ALİ HAYDAR.

 

Ali Haydar.

Öksüz doğmuş,

anası sallamamış beşikte.

Karşı sipere ulaşmış,

vurulmuş yatar tam eşikte.

Gidip alamam kardeşimi.

düşman tetikte.

Oda ulaştı mertebesine

bir kocamış

ben kaldım bölükte.

Nice cepheler gördük

bazen beraber bazen ayrı.

Önceleri bana da

bizim ellere de uzaktı.

Sonra tanıdıkça ısındım gayrı.

Anladım ki

hep benzeriz hep biriz.

Anladım ki

elindeki süngü değil Zülfikar.

Oda hak yoluna asker

hem de benden cabbar.

Baktık ki tanıdıkça bildikçe,

gönüllerimiz birbirine akar.

Can yoldaşı olduk birbirimize.

Dün demişti bana

sen bilmezsin semah.

Semahta hiç

beraber dönmedik ama

dünya semah yeri

cepheden cepheye

döner, döner buluşuruz.

Bir kocamış ben kaldım bölükte.

Belki yarın buluşuruz.

Kardeş acısı büyükmüş yürekte.

Keşke kim önce bileydik

Niye bıraktın be Ali Haydar.

Az daha döneydik.

Ve anladım ki.

Ne çok şeyi yalan bilirmişiz.

Teker,teker ortaya çıkar.

Hey gidi Koca Haydar.

Her daim

sırtımı kollayan Zülfikar.

Oda ulaştı mertebesine.

Bir kocamış

Ben kaldım bölükte.

Yalan bildiklerimi unuttum.

Öğrettiğin kardeşlik bende.

Yarın şafak sökende.

Seni unutmam yerde

Ali Haydar.

Yazıklar olsun

bizi yaban eden Kerbelâ ‘ya.

Allah gönüllerimizi kavuşturdu.

Bizden sonrakileri ayırmaya.

 

BİRİNCİ ANAFARTALAR MUHAREBESİ

 

Bolayır berzahında bulunan

7’nci ve 12’nci Tümenler.

Anafartalar Grubu Komutanlığı

kurulup bölgeye sevk edildiler.

19’uncu Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal

Anafartalar Grubu Komutanlığına atandı.

9 Ağustos sabahı 12’nci Tümen Mestantepe,

7’nci Tümen ise Damakçılık Bayırı istikametinde

Türkler taarruza başladı.

Allahın selametiyle

Mehmet’in kanı canı emeğiyle.

İki gün sürdü Vatandı yevmiye.

Düşman ayağına bulaşmış

cıvık kanlı çamur

çekildi yoktu daha ilerisi.

Başka toprak yoktu

ona yalandı gerisi.

Düşmanı kovarız kapıdan

o gelir gene bacadan.

Kapıyı bacayı sıvarız kireçle

engel olacak mendabur

taarruza geçer Kireçtepeye.

15-17 Ağustos 1915 sonuç nafile.

Tekrar döner sağ kalan kafile,

Anafartalar bölgesinin orta kesimine,

karaya çıkıp basıp kirlettiği sahile.

21 Ağustos 1915’te saat 15:30’da

İsmailoğlu Tepeleri ile

Yusufçuk Tepe hattı hedefte.

Asıl düşman ilerleme hattı güneyde .

Albay Mustafa Kemal

durdurmuştu düşmanı derhal

11’inci Süvari Alayını taarruza sevk etmesiyle .

 

ACABA

 

Yağmur yağıyor

gene sel çamur atış durdu.

Böyle zamanda

yapışıp yürütmeyen çamur gibi.

Zor şeyler gelir adamın aklına dert.

vicdan yoğurur adamı hamur gibi.

Mola vuruşmaktan daha dert.

Düşman gelir adamı bir vurur.

Şimdi gam gelir bin vurur.

İyi insan var mıdır acaba karşı siperde de?

Bu soruyu her kim ki soracak.

Çavuş duysa kesin dayak vuracak.

O da düşünüyordur ama

gene de kesin sopayı vuracak.

Belki de hatırlattığından vuracak.

Vicdan bu sığmaz kaba boşa çaba.

Hiç iyi bir adam vurdum mu ola.

Kaç yetim bırakmışımdır acaba.

Benim haylazlar daha mı değerli ola.

Değerli tabi be ya

Onun kilerde ona değerli ama.

Peki değerli olan ne ola,

nedir ki .

Bu gavur gelmiş almaya onu benden.

Sabah düşmandı da

şimdi nasıl yaptın onu yetim babası.

Ah be Deliormanlı akıl fikir gitti senden.

İstemesen de düşer diline kelam.

Aykırı adamsın vesselam.

Herkes bir şey arzularda onu düşünür.

Sen önce bir sürü düşünür.

Sonra düşünürde düşünürsün,

neyi arzulasam.

Herkes belasına uygun çözüm bakar.

Sen çözüm bulur uygun bela ararsın.

Aykırı adamsın vesselam.

Sabah taarruz var .

Düşüp durursun insan mı düşman.

İnsaf be Deliormanlı

iyice kaçırdın tadını.

İsterim ki rahat yaşasın kız kızanım.

Eline bakmasınlar kimsenin.

Kulu olmasınlar

Allahtan başka kimsenin.

Kandile değil inansın kendine.

Kendi olabilsin ki bilsin kendini .

Emir değil örnek alsın.

Bak şu gavura

Başkasının emriyle geldi.

Bizi örnek alıp gidecek.

Baştan bileydi ya ne edecek.

Adam büyür kendine kattıkça.

Var olur büyüdükçe.

Var oldukça değer kazanır be kızanım.

Allah zaten büyüktür.

Onun değer kazanmaya,

kendine bir şey katmaya,

büyümeye,değişmeye

ihtiyacı mı var.

O yücedir var olan her şeyi kapsar.

Hata da kusurda bize.

Çözmekte bize örtmekte bize.

Değişmekte bize yontulmakta.

Öğrenmekte bize,

günahta bize sevapta bize.

Soruda bize cevapta bize.

Oğullarım ve prenseslerim

Deliormanlıdan bu nasihat da size.

İnsana verilen han değil

ömür denilen zaman.

Han Allahın hancı yalan.

boyun eğmek akla ziyan.

Ahrette sorgulanacak

hanı da hancıyı da sorgulamayan .

Sana verdi can,akıl ve iman

bu dünya malın değil

tek varlığın ömür denen zaman.

Tek dileği senden adaleti görmek.

Bu dünyada boyun eğersen

zulme düşmana,

yazık edersen akla imana cana.

Korktun zulmedene uydun ,

ben seni insan yarattım ,

sen kendine çoban buldun.

benim olup

insanoğluna emanet olana

hancı buldun, kula kul oldun.

Bana adaletsiz oldun.

Şimdi benden nasıl adalet beklersin

demez mi.

Bu dünyanın hesabı niyete zihniyete.

Gücü yetmiş yetmemiş sual yok faniye.

Hesapta sualde karşı durdun mu,

hırsıza,uğursuza,zorbaya caniye.

Nasıl yaparsın akılda senin

imanda kanda canda senin

yoksa müjde olur mu şahadete.

Allah kimseyi göndermez sefalete.

Sefalet kulluktur cehalete.

Babadan oğula geçer yapışır.

Bulaşma kula kulluk denen illete.

Hiç bir zaman sırtını dönme

gerçek işarete gerçek saadete.

İman senin sen imanın

Vatan senin sen vatanın ol ki.

Aracısız pazarlıksız ulaş saadete.

Yazık etme ömür denen zamana.

Suallere cevap bul diye verildi sana.

Yoksa kimle pazarlık yaptıysan

ondan bul derler adama.

Hazzı da elemi de

acıyı da kederi de

sevinci de neşeyi de

neyi tadıp tattırdıysan

bu dünyada.

Onu bulacaksın orada.

Bu dünyada adaletin huzurunu

arayıp bulup tatmaz tattırmazsan

orada nasıl bir şey istersin dediklerinde

tarif bile edemezsin.

Bilmediğin şeyi yürekten de isteyemezsin

alamazsın vermezler.

Bu dünyada adalet için ortaya çıkmayan

Allahın huzuruna da çıkamaz.

Gerisi yalan gerisi cehalet

iki cihanda sefalet.

Semeri süs sanan Vatanı düş sanır.

 

GERÇEĞİN SUSATTIRDIĞI

 

Tesadüfe bak

bu saatte nöbettesin.

Ayyıldızlı bayrak gibi

hilal yerdeki kana vurmuş.

Mektebin duvarında ki resim gibi.

Gerçeğini varmış görmek.

Uzaklıktan olsa gerek gri kırmızı.

Dikkat edince daha kırmızı.

Ama suya da benzer

susuzluktan olsa gerek.

Gece gündüz cepheye alıştık.

İyice kana susar olduk demek.

İnsan nasıl körleniyor savaşta.

Suyla kan buluşuyor ortaklıkta.

Yerdeki parlayan şey

arzuyla nefretin düğünü,

onurla utancın karışımı,

insan olmakla vahşi olmanın düğümü,

doğruyla gerçeğin aynı yerde

aynı yansımayı vermesi.

Farklarını ayırt edecek yerde

ben faniye susuzluğu hatırlatması.

Hey fani

hem insansın hem vahşisin der gibi.

Ne nedir hiç bir önemi yok gibi .

Savaş doğru yanlış birbirini yer gibi.

Açık olan şeye inanmak gereklidir ki

biz kan dökmesek de

düşman kanımızı dökecek.

İşte o dikkatle

uzaktaki gri gümüş birikinti

gözüme daha kırmızı.

İki gerçek var ayın bana ışık tutuğu.

İlki

ben suya susamasam da

suyun var olacağı.

Sonraki

ben kana susamazsam

Vatanın var olmayacağı.

 

Ertesi gün22 Ağustos sabahı

taarruzlarını sürdürmek isteyen İngilizler,

İkinci Anafartalar Muharebesi olarak anılan

muharebede ağır zayiat vererek

mevzilerine geri çekilmek zorunda kaldılar.

İngilizler bir kez daha taarruz çıktı cepheye

son kez 27 Ağustos 1915’te Bombatepe’ye .

Başaramadılar ulaşmaya hedeflerine;

çakıldılar kaldılar siperlerine

20 Aralık 1915’e kadar savaş

döndü mevzi muharebeleri şekline.

Siper dedikleri uzun mezar çukuru

Hep bildik ölür çukura gireriz.

Şimdi çukurdan çıkar ölüme gideriz.

Bir garip iştir şahadettir şükürü.

Şaşma Vatan aşkından ötürü.

 

AYKIRI DÜŞÜNÜR DELİORMANLI

 

Bu dünyaya,aykırı geldin ,

aykırı gidiyorsun be Deliormanlı.

Hem vurursun hem acırsın.

Biliyoruz

vurduğumuzun da can olduğunu da.

Her vurduğumuza da

Fatiha okuyamayız ki.

El mahkum.

Önce vur vura bildiğin kadar .

Sağ kalırsan hepsine bir okursun.

O cenderenin içinde duamı olur.

Üç atana kadar beş at sana.

Her ölene acırsan.

Aha düşman karşıda siperde.

Dün oradaydı evvelide.

Biliyorsun orda olduğunu.

Ya bu gün kaçtıysa.

Ya yoksa orda.

Bildiğini sınanamaya

vereceksin bir can

gidip baksana.

Tam çarpışırken inancını

ne diye yoklarsın sınarsın.

Sen kaçmazsan oda kaçmaz.

İki tane daha sıksana.

Herkes imanını sınasa

vereceğiz koca bir Vatan.

Hepimizde kız kızan

onun derdine geldik buralara.

Ne düşünüyorsun vur geç kuklalara.

Sonra düşün çekerlerse hesaba.

Şimdi zamanımı harbi telaşa

Her gece aynı şeyi düşünürsün siperde

Koşan düşmanın önüne

atmıyor muyuz kurşunu.

İkisi bir yerde buluşmuyor mu.

Aslın da düşman başka yerde

biz önündeki boşluğa başka yere

boşa sıkarız gider bulur gavuru.

Başka türlü karavana yere

hep doğru görüneni mi yapıcağız.

Duayla iş mi olur.

Çalışmakla emekle olur.

İyi çıkar kafanı sipere

firar et,şehitliğe

bu cehennemde başkalarına.

Nafile umut edersin

yazdılar mı yazmadılar mı şehitliğe.

İki tane daha fazla sıksana.

Hepimize kıyacaklar baksana.

O dua seni şehit etmez.

Şehitlik olmaz dilekle

dilenmekle.

Şehit olunur imanla emekle.

Dün cepheyi kurtardık .

Vatan hemen kurtuldu mu?

Yarını da kurtarırsak,

hemen kurtarılacak mı.

Görmeyeceğiz bile Vatan kurtarıldı mı?

Biz bizden sonra kinin

Vatanı kurtarma şansını kurtarıyoruz akıllım.

Bizden sonraki nesiller,

bu savaştan sonrada

daha çok cehenneme girecek çıkacak.

Uzun emekten sonra Vatan kurtulacak.

Sonrada duacılardan dilencilerden

cahilden cüheladan,

hırsızlardan uğursuzlardan kollayacaklar Vatanı.

Kuran baştan kurdu bozmaz.

Yapıp bozmakla yücelik olmaz.

İmanı dilemekten başka dua olmaz.

Dua ile kazanç olmaz maddiyata.

Niyazla kazanç olur maneviyatta.

Sevap getirir iyi dileklerin.

Suali olmaz hikmetin

değiştiremezsin.

Akıl vermiş sana

Hikmeti ne yapacaksın diye.

Hayra kullanırsan olur nimetin cennetin.

Şerre kullanırsan cehennemin illetin.

Dua değil

Hikmeti bilmek kurtarır Vatanı.

emek kurtarır Vatanı .

yürek kurtarır Vatanı.

Hepsi bir olunca iman kurtarır Vatanı

Dün tilkinin biri

kaçıyordu iki siper arası.

Güldün dedin

seninde Vatanın burası.

Düşman kaçılır mı.

Bak! bak ta ibret al.

hayvanın bile huzur için

bir Vatana ihtiyacı var.

Her tarafında emeğin

her yerinde dikili ağacın

her karışında dökülmüş

kanın var.

Boşuna gelmedin buralara

Deliormanlı.

O tilkiyi düşün kızanım kurnazdır.

Yeri gelir avı da avcıyı da aldatır.

Ama öğrete bilir misin ona

iman ne Vatan sevgisini ne.

Bunlar insana kızanım bunlar sana.

Düşün tilki ile arandaki farkı .

Şimdi duayla düşmana yürü bakalım

kandıra bilecek misin düşmanı.

Şimdi de

şeytanın kandırdığı düşmanı

dua ile kandıramazken …

E! bire gafil! e bire cahil!…

Nasıl kandıracaksın duayla Allah’ı.

Duayla durur mu bu kasap.

Sen vur devir.

Sonra varsa verirsin hesap.

Kız kızana olacağına sana olsun.

Savaş iman ister.

Savaş emek ister

Amaç doğru yolda gözükmek değil.

Doğruyu bulmak kızanım.

Doğruyu bulamazsın

dilemekle yakarmakla.

Ancak bulursun aramakla,

Allaha iman edip emekle çalışmakla.

Allah ayırım gözetmez verir çalışana.

İman hediyedir korumak ister.

Korumaksa emek ister.

Çalışmak ister.

Akıl ister.

Yürek ister.

İnanma sen yüreğinin yufka yerine.

Sora bilecen mi?

Uğruna buraya geldiklerine.

Demeyecekler mi ahrette

sen kıyamadın onlara

onlar kıydı bize.

Al şimdi yufka yüreğini

vur dize.

Yok arkadaş yok.

Kıy kıya bildiğine

iyi kim kötü kim. Kim aldırır.

Mühim olan kim neden saldırır.

Senden sonrakiler

düşünsün doğrumu yaptın.

eğri mi yaptın.

Seni anlarlar mı?

Kadir kıymet bilirler mi?

Onlar bilsinler,

bu ateşten gömlek kaç para

Yarın ölmeden birkaç tane daha…

 

ÇANAKKALE VE ÜMMETİ MÜSLÜMAN

 

Ümmeti Müslüman,

yönü imanı şaşırmış

binlerce asker Müslüman.

Karadan değil denizden.

Yürüyerek değil gemilerle.

Bir olup geldiler düşmanla.

Biz onları din kardeşi bilirdik,

onlar bizi bildiler düşman.

Bize karşı savaşmaya geldiler.

Bize sadece kurşun atmadılar.

Cephelerdeki Mehmetçikleri

yürekten vurmak için

imansız ve isafsızca

yüksek seslerle Ezan

Kuran-ı Kerim okudular.

Sırtımızda yükmüş cehaleti.

Biz artık unuttuk ümmeti.

Ama

unutmayacağız ihaneti.

Gavur seni öldürmesin diye edersen ona hizmet.

Bir gün gelir der sana benim için ölmen de hizmet.

 

KULA KUL OLAN NEREYE

 

Bağımsızlık ilanla dünyada.

Göster inanmazlar yoksa,

gerçekten var olduğuna.

Düşmeden bunda gaflete.

Çabamız yol almak ahrete.

Yoksa girer miyiz zahmete.

Her kim ki ensene vura.

Zorbayım diye karşı dura .

Baş keserim diye savura.

Deki boyun eğmem gavura.

Diyorsa boyun ey ölmeden.

Vur bak durur mu ölmeden.

Aleme göster ki gömmeden.

Bilsinler hürriyette aşkını.

Bir daha çıkmasın şaşkını.

Kulluk edeceksek gavura.

Boşadır durmak namaza.

Zahmettir kalkma savura.

Vatansız kaldıysan ayaza.

Hür değilsen bu dünyaya.

Mecbur uyduk zorbaya.

Sanma hesap yok Allaha.

Boyun eğen razı olmuştur.

Neden başkasının nedeni.

Amel senin amelinse bil ki.

Razısın niyet senin niyetin.

Günahta senin günahındır.

Kula kulluk ettiren nereye.

Kula kulluk eden de oraya.

 

SİNEKLER

 

Yeşil ölüm sinekleri

Osmanlı’yı

yiyip bitiren

yeşil şeytanlardan

daha çok

daha fırsatçı

onlar kadar iğrenç mahluklar.

Şehitlerin koluna girmiş

melek kanatlarına inat.

Ölünün, ölümün peşinden

cahil cühelanın uğultusu gibi

uçan şeytani kanatlar.

Her yerde ölüm.

Her siperde

kurtlanmış,kemirilen

kollar bacaklar.

Kaynayan yakut suratlar.

Kurumuş kanla,

beslenip, susamış mahlukatlar.

Sizden önce, mataraya ulaşan,

tülbentsiz su içirtmeyen,

kutsal olan her şeyden olduğu gibi

zemzemden fırsat çıkaran

yeşil şeytanlardan,

daha şeytanlar.

Millet olma yolunda

nasıl ümmetin ihanetinin

soğuk gerçeği ile karşılaştıysak.

Yakut renkli ölüm sineklerinden

kurtulduğumuzda

zemherinin soğuğu ile karşılaştık.

 

ÇANAKKALEDE ZEMHERİ

 

Mevsim, artık kara kış.

Daraldıkça daralıyor,

feleğin çemberi.

Yazın, alevden kuşaktı,

şimdi soğuk tokat.

Bıçak gibi, kesiyor ayaz.

Susuzluktan çektik, bu yaz,

ederiz, geri gelsin diye niyaz.

Ellerimiz, tetiğe yapışır.

Bez sardık araya.

Saklarım, çavuştan,

bakmasın yaraya.

Sağ kolumda, delik

fitil koydum araya.

Ucu, dondu topak oldu.

sallanır çeker,

bir oraya, bir buraya.

Çeker de acıtır.

Hani, soğuk iyi gelirdi, yaraya?

Ne çok şeyi, yalan bilirmişiz,

teker teker, çıkar ortaya.

Eller mor, dudaklar mosmor.

Daha, şimdi den benzedik,

şu, iki siper araya,

vurulmuş yatanlara.

Soğukta olmak, sefillik.

Ateş yakmak, gafillik.,

Şu üstüme gelen

Medeniyet dedikleri, cahillik .

Ne çok şeyi, yalan bilirmişiz

teker, teker çıkar ortaya.

Gene şükür rabbime

ayaz çekiyor.

İki taraf da tünel kazar

her taraf lağım.

Siperler tepeleri sarar

hep bir bitişik

hepsi birbirine ilişik.

İkmal dolaşır araya

Ey! güzel Allah’ım.

Rahmetini sakın bizden

diyecek günümüz varmış.

Yağmur yağınca

vıcık vıcık, çamur.

Üsttekiler selde derede

Yamacın dibindekiler

gölde cenderede.

Rahmet sel olur,

siperleri doldurup taşırır.

Yüzme bilmeyen,

mertebesine ulaşır.

Çamurlu ıslak soğuk

adama yapışır bırakmaz.

Donduran soğuktan,

kardan, tipiden betermiş.

ne çok şeyi yalan bilirmişiz

teker teker, çıkar ortaya.

Nefesimi saklar,

kısa kısa, alırım.

Kısa salarım, dumanımı.

Yerim belli olmasın,

pusu bozulmasın.

Parmaklar, uyuşmuş tetikte,

hoh diyemem.

Soğuk, işlemiş zihnime,

sıcağı düşleyemem.

Elif’im gelir aklıma.

Hemen,

fikrimi atarım bohçama.

Bu soğuk,

düşte bile işler, insana.

Kıyamam, bahar goncama.

 

ELİFİM

 

Ana ben geldim sevdalık yaşa.

Gülümü de koklamadan aman .

Sefer çıktı namus borcu savaşa.

Anlımı dayadım çeşme taşına.

Sevda iki yürek çatal olmuş.

Konuşurum bir başıma.

Elifimi beklerim,

vakitsizce

bekler,bekler de dururum.

Kınalı da Elifimin saçına da

aman

Bir kez olsun elim değmedi .

Aman da yarim elif aman.

Şimdi yok yanıma

bir tutam yolup ta

tütün keseme koymuş yanıma.

Öper,öper de koklarım.

Aman da yarim

ben bu işe şaşarım.

Düşman kaçar.

Ben ona koşar dururum.

Hep gözümdesin elifim

yandan atar da vururum.

Biz yiğidi gözünden seçeriz.

5 vururda 1 düşer

aman ezer geçeriz.

Herkesin bir elifi var

saklar tabakasında.

Kaçarda gizli yakar.

Mahremidir

kimse yari görmesin.

Tütünümü paylaşırım

aman kardeşlik sönmesin.

Sarar da öyle getirim,

kimse yari görmesin.

Ben elifin

vurulmuşum endamına.

Ah bilirim de bekler

yanağı pencerenin camına.

Ben o yarin kurban olayım kucağına.

Vurulup ta kalmazsam buralara.

Aman

her yere bayrak diktim.

Bir tanede evin damına.

Hey aman,aman

yarim aman aman elifim aman…….

 

İtilaf Kuvvetlerinin Gelibolu’yu Tahliye Etmeleri (8 Aralık 1915 – 9 Ocak 1916)

 

En güçlü ve modern silahlarla donanmış

İngiliz ve Fransız ordusu yenilmez

karşısında hiçbir ordunun duramaz zannedilmekte,

İşte böyle bir ordunun,

Balkanlarda öldü zannedilen bir ordu karşısında

büyük bir mağlubiyete uğraması,

şan ve şerefinin ayaklar altına alması demekti.

MEHMET

Dünyanın bir türlü baş edemediği emperyalizme

SENDEN OLMAZ KİMSEYE KADER.

DUR ARTIK BURAYA KADAR

DİYE HAYKIRMANIN ONURUNU YAŞAMIŞ,

BİZLERE ŞANINI ,MAZLUMLARA UMUDU

MİRAS BIRAKMIŞTIR.

Çanakkale Zaferi, Mazlumun umudu olacak.

Sömürgelere bağımsızlık yolunda ışık olacak.

Sömürge milletler, bağımsız olabileceklerini fark edecektir.

Zafer kazanılmasaydı,

bu gün Türk Devleti muhtemel olarak var olamazdı.

Çanakkale savunması;

İstanbul’un savunulması demekti.

Sonuç olarak,

İstanbul tekrar fetih edilmişti.

 

BU FETİHTE

 

Fatihin yanındaki ümmet değil

Halk oradaydı Millet oradaydı.

Mehmet orada Ahmet oradaydı.

Mete , oradaydı.

Cengiz, cengaver oradaydı.

Davut orada Musa oradaydı.

Yusuf orada Yosef oradaydı.

Cengo ,Çeto orada Çeko çavuş oradaydı.

Ali orada Haydar oradaydı.

Hüseyin orada Hüsmen aga oradaydı.

Cino,Sifteri, Berva hep bir Bandara oradaydı.

Deli çavuş orada Veli çavuş oradaydı.

Abrek , Alhan orada Dağıstan oradaydı.

Hepsi Mehmetçik olmuş,

tekmil-i ANADOLU oradaydı.

Hepsi gelmiş, Vatan borcum ödeyeyim,

namus hakkım, can vereyim.

Her kim ki er olan

o gün hepsi toplanmış oradaydı.

 

ÇANAKKALEDE HEMŞİRELER.

 

Sanki

Yüz binlerce anadan doğup

hasta başında yek vücut olmuş,

su gibi saf ve temiz.

Yüz binlerce adam gibi adama

bacı olmuş hemşirelerimiz.

Reşit Paşa vapurunda

sahra hastanelerinde

sargı yeri çadırlarında….

bombardıman altında korkusuz.

Bir o kadar da ana yürekli neferlerimiz.

Bizim için ezeli ve ebedi savaşları

bitmeyen o cehennemi savaşın

kan gölünde açan nilüferlerimiz.

Sabır ve şefkati silah edinmiş,

savaşan sessiz kahramanlar.

Biz sizi unutmadık,

sizde hakkınızı helal etmeyi unutmayın.

 

(çalışırken hep bana Allah razı olsun denildi.

Hep benden istendi hep ben helallik verdim.

Oysaki yaptığımız iş ekip işiydi.

İstemesem de üzerime dağlar kadar

kul hakkı aldım.

Allah tüm sağlık çalışanlarından razı olsun,

haklarını helal etsinler.

Başta merhum arkadaşım

ŞABAN KALYON olmak üzere

tüm görev şehidi sağlık çalışanlarını

burada anmayı boynuma borç bilirim.)

Dr.ÖZGÜR EKER

 

ECDADINA DA MİLLİYETİNE DE SAHİP OL!

 

Ufuktan ötesini görmezsin.

Şamar yemeden dönmezsin.

Söylenmeyeni duymasın.

Gösterilmeyeni görmezsin.

Öğrenmediğini bilmezsin.

Anlatılmazsan bilinmezsin.

Sen fanisin ,zekisin ama.

Bugün ölçemediğin yok

Yarın ölçemeyeceğin

Var olanın var olmak için,

senin aklına ihtiyacı yok.

İhtiyaç onun kudretine .

Akıl sana sen anla diye.

Senin görmek için göze ,

senin duymak için kulağa,…

senin mutlaka bir araca,

eylemek için amaca

ihtiyacın var.

 

O yücedir

Araca amaca ihtiyacı yoktur.

Ne derse güzel söyler.

Neylerse güzel eyler.

O Bilendir, Haberdardır.

O unutmayandır.

Hucurat’ta buyurur ki

En değerliniz en erdemli olanınızdır.

Ve buyurur ki

Bizler bir erkekle bir dişiden geldik.

Irklara ve boylara ayrıldık.

İşte akıl burada gerek ki.

Tanışalım, haberimiz olsun .

Bir kabile yoldan çıkarsa hepsi çıkmasın.

En değerli en erdemli olanımız ortaya çıksın.

Sen fanisin.

Duymadın ,görmedin,işitmedin diye ,

yaşananlar yaşanmadı sanma.

Dedenin sırtındaki hançeri gülerek anma.

Ecdadına da milliyetine de sahip ol.

Herkes yoldan çıksa da sen yolunda kal.

Ya ümmetçiliğe inan ya Hucurat ‘a .

Allah alîmdir, habîrdir

 

ÖNCE VATAN

 

Amacım, ne olacak bir ben bileyim.

Ne yapacağımı, bir ben söyleyeyim.

Ben,ben olayım ki,

Bu fani dünyada, var olayım.

Boyun eğeyim de hiç mi olayım?

Var olayım ki, özümü bulayım.

Ben, kendimi kendim, yapayım.

Önce uyup, sonra isyan mı edeyim?

Kendim olayım ki, hesap vereyim.

Hakka doğru yüzmek varken,

şeytanın gemisine mi bineyim?

Rüzgara, hep buyun mu eğeyim?

Sahip çıkayım, hür aklım varken,

rüzgarla, rüzgara karşı gideyim.

Neden, zorbadan korkup sineyim?

Neden ben, ben olmaktan geçeyim?

Ben olmak varken, esir mı olayım?

Ya hep, ya hiç diyeyim.

Ya ben, ben olarak var olayım,

ya da ben, ben olarak öleyim.

Öleyim ki;

Ahrette de, bu dünyada da,

yaşayacak yerim olsun.

Öyleyse,

ben, ben olmak için,

ÖNCE VATAN! DİYEYİM.

Özgür EKER

“Nasıl ki seni sen yapan şeyler seni oluşturur.

Seni sen yapan şeylere sahip olanlarda Milleti oluşturur.”

Seversen korursun,korursan yaşatırsın,yaşatırsan yüceltirsin.

 

SOY

 

Beş on kuşak öncesindekinden

sana kimden ne kaldı.

Kime çektin

nasıl ayırt edip bileceksin.

Beş on kuşak sonrasına senden

ya saç yada göz rengi vereceksin.

Hep birlikte bir gen havuzuyuz.

Karıştıkça var olan karıştıkça büyüyen

Hep birlikte bir Kültür havuzuyuz

tarihle dolmuş gittikçe derileşen

Başka millete karışsan,

Nasıl ki senden sonra Türkçe konuşan olmaz….

beş on kuşak sonra kaybolup gideceksin.

seni sen yapan ne varsa yitip gidecek.

Hep birlikte varız yalan mı diyeceksin.

Amca oğlu dayı oğlu teyze oğlu kuzenlerin

sana senden sonra gelenden daha yakın.

Senden sonra gelene neyi farklı vereceksin.

Sokaktaki hangi çocuk,

senden sonrakinin evveli

nerden bileceksin.

Sanma seninkiler senin,

Hep birlikte varız bilesin.

Sokaktaki oynayan çocuklar,

Tek bir kuşak farkı yüzünden

senden sonra gelenlere senden daha yakın.

Her çocuk hepimizin bunu bilesin.

Bu havuzda karışan damlasın.

Millet olmadan var olamazsın.

Var olmadan kendin bulamazsın.

Var olmak sağ kalmak değildir.

Esarette soysuzlaşmaktır bilesin.

Seni sen yapan şeyleri korur

Onları miras eylersen

O zaman soyun devam eder bilesin.

Efendimiz başlattı cehalete karşı cihadı.

Aksini söyleyende şeytanın suratı diyesin.

İmanı tam, fikri, vicdanı hür,

ATA’nın izinden koşan

cehaletle savaşan

Vatan,Millet deyince coşan

evlat yetiştirmek cihattır bilesin.

 

VURULUP ÖLMEK

 

Dünya fani.

Doğmak, ölmek demek.

Önemli mi,

seni, ölüm nerede bekler?

Aklı olana, önemli olan:

Ölümden sonra ne bekler?

Düştük cehennemi savaşa.

Hem temaşa hem kargaşa.

Dilerim bu can hakka ulaşa.

Hak benden iman bekler.

İman benden emek bekler.

Temiz cesur yürek bekler.

Ölüm önümde beni bekler.

Ölüm geride dün ve

dünden evvel.

Ölüm yanımda az evvel.

Ben ölümün elinde,

ölüm benim elimde mavzer.

Ölüm her yerde kol gezer.

Ölüm korkutucu soğuk.

Düşünmedim daha evvel.

Sulhtayken her kim ki ölür.

Sanki değilmiş gibi mukadder,

şaşırdım üzüldüm daha evvel.

Savaşta ölüm en tabi olay.

Sanma alışması kolay.

Ölümü yaşandıkça, gördükçe.

Törpülene, törpülene…

Feleğin kalburunda elendikçe.

Yaşadıklarını kabullendikçe,

ölmekte, öldürmekte kolay.

Korku beyhude…

Nerde olursan ol.

Nereye kaçarsan kaç.

O seni arar, gelip bulur.

Sen tedbir eyle

olacak varsa olur.

Sağa sola kaçmak ,

ne fayda faniye.

O sana zamanın

düz hattından gelir.

Sanma geriden gelir.

Şu an arkanda duvar,

o senin önünden gelir.

İster oyalan ister dur.

Eninde sonunda gelir.

Bil ki sınırlı vadeden,

sınırlı kazanç gelir.

Peki

insan bu cehennemden

ne umar, ne bekler.

Ölümü mü, ölüyü mü

kıskandık

ecele mi susadık acaba…

Ne umduk medeniyetten.

Deliyi deliliği mi kıskandık?

Her şeyi deliliğe vurup ,

hesap gününden mi

kaçarız acaba.

Bu tutarsız fikirler için mi

şu bitmez kanlı çaba?

Ya hep ya hiçtir amaç.

İnsanoğlu ister adalet olsun.

Hayat adaletsiz olacaksa,

yok olsun hiç olsun.

Bari adalet

benden sonrakine yar olsun.

İçinde adaletin var olacağı,

hak yolunda yürüyebileceği,

bir yere sahip olsun.

Vatan sahibi olsun.

benimde ruhum,

ebediyete yürüsün,

adım yürüsün,

şanım yürüsün.

Kim olduğumu

bütün dünya bilsin.

Gözü olan anlasın

neye vurulup öldüğümü.

Vurulmuşum

Vatan denen güzele.

Aşk kadim varır ezele.

Düğün var cumhuriyete

Onsuz girmem kefene.

Gerek yok ki gazele

bir destan yazdım

adı Çanakkale.

Benim adım Mehmet

soylu olduğum yer

Çanakkale.

Soylu bilir kendini

bak şu akılsız gafile.

Arsız gibi geldin,

hırsız gibi gittin

bire utanmaz kefere.

Güneş batmayan ülkeye

padişah olmuşsun nafile.

Gemiler kaçar kafile,kafile

Moskof’un rüyası nafile .

Kör müyüm ki inanayım

kara gece dönmez sehere.

Ben uydum Kemal’e

sen kaldın cahile.

Vurulmuşum

Vatan denen güzele.

Aşk kadim varır ezele.

Düğün var cumhuriyete.

Onsuz girmem kefene.

Bil ki o benim elimde,

geçilmez Çanakkale.

 

SEHİTLERİN BAŞARISI

 

Ne düşman yıldırdı

Ne açlık,susuzluk,

Ne ümmetin ihanet çemberi

Ne yorgunluk ne uykusuzluk

ne soğuk,ne zemheri.

Ölüme giderken şendiler

ortaya çıktı Türkün cevheri.

Bir nesli kaybettik

gelecek nesiller uğruna.

Cumhuriyetti kara gecenin seheri.

Mazlumlara umut, sömürgelere ışık olduk.

Bir devrin battığı yerdi Çanakkale.

Bütün dünya için büyüktü zaferin değeri.

Tanıdık bildik, ümmetçi düşünceleri,

çürüklüğünü gösteren tarihi bir ispattı.

İşte bunun için önemli Çanakkale Zaferi

Hakikat şudur ki zafer,

yüreğinde hiçbir dünyevi ihtiras

bulundurmadan bizim için

Vatan için hayata veda edinceye kadar

KORKUSUZ ve ONURLA

savaşmış olan şehitlerimize aittir .

Onlar ki

Az önce gözünün önünde

kendisinden önceki safta ölen.

Kendisiydi dün ölenleri gömen.

Siperden taarruza çıkınca

kısa sürede öleceğini bilen.

Rahmet gibi birer birer

Hepsi kendi yolundan gönüllü gelerek

Damla damla siperde göl olup taşarak.

Coşup dalga dalga tepeleri aşarak.

Tufan olup ölüme sel gibi koşarak.

Şahadet şerbetini içip

mertebesine ulaşan şehitler.

İşte Çanakkale zaferinin sırrı

onların bu ruh yücelikleri.

Ne mutlu etti alkışlayanları

kahretti hazmedemeyenleri

Nasıl yenilirdi yeşil şeytanların

zengin eli bol efendileri.

Nasıl boşa çıkarırdı Mehmet

gavurun akçesine avuç açan elleri.

Köylü Mehmet nasıl boğardı

altın yumurtlayan medeniyetleri.

İşte budur bir asır geçmesine rağmen

yeşil şeytanların hazmedemedikleri.

Gavura da yeşil sarığa da itibar gerek ki.

Gene gavurun akçesine uzanır ki elleri.

Hala duyulur iğrenç yeşil şeytanların

“savaşan yeşil sarıklılar vardı” dedikleri.

Türkün zaferi ayan beyan ortada

çürütemediklerini yürütecekler ki

soğusun yanmış yürekleri………

Varsın hurafeler uydursun

şeytanın çatallı dilleri.

Şeytana kulak verenler düşünsün

kul hakkı yiyip ve yedirenleri

kucak açmış bekleyen zebanileri.

Zaferin şanı, Mehmetciğin kul hakkıdır.

İmanı olan bilir ki kul hakkının hesabı

Allaha emanet ebediyen saklıdır.

 

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ANISINA

 

Ben babadan miras

Kemalist oldum.

Sanma o dedi ben oldum,

Babam dedi ben okudum.

Sürüldü,fişlendi,hapsoldu

bıkmadı.

“Kaç kere yıldırırlarsa

o kadar oku Nutuk’u”

dedi gene okudum.

Ne demiş Ahmet Arif

“Terk etmedi sevdan beni”

Bak sevda bile terk edebilir.

Benimkisi sevda değil başka.

Ben senden bir tomurcuk,

budandıkça hep çıkan filiz,

en uç dalından fide çeliği.

Ben senim sen de bensin.

Nasıl terk etsin özüm beni.

Ben Kemalim ben insanım.

Korkmam açlıktan kıtlıktan,

Tabiat sevgisinden korkarım.

Korkmam börtü böcekten,

mahlukat sevgisinden korkarım.

Korkmam tilkiden çakaldan,

hayvan sevgisinden korkarım.

Kuralları hep tabiat koyar.

Orantıyı hep insan kurar.

İradenin ikilemi bu

Korkmam cahilden cüheladan

İnsan sevgisinden korkarım.

Bilirim hep;

“Aklımı kullanırsam MÜSLÜMANIM”,

“İkilemi çözersem insanım”.

Ben kemalim ben insanım.

Artık yaprak dökme çağım ,

İki küçük tomurcuğum var .

Onlar savaşsın cehaletle,

onlar koşuştursun hevesle.

Ben yoruldum hata yaparım.

İki tomurcuk verdim sana

Gözüm arkada kalmaz.

MAAZALLAH bir gün gelirse

sırayı birilerine kaptırıp

Hasan Tahsin olamamaktan korkarım.

DR.Özgür EKER

 

KURTULUŞA DOĞRU

 

Belki şekil değiştirecek,

belki aynı kalacak .

Bazen kendi olacak,

bazen kılık değiştirecek.

Hatalarından gafletinden

beslenmek için bazen

sinsice yanında olacak.

bazen karşında olacak.

Bazen görünür ,

bazen görünmez olacak.

Bazen güçlü,

bazen zayıf olacak.

Belki zaman belki mekan

daima fırsat kollayacak.

Belki sesi yükselecek ,

belki susacak,

belki saklanacak.

Bazen aynı

bazen başka türlü

daima karşına çıkacak.

Sen yılsan da o yılmayacak.

Boş bulunduğun anda

seni rahat kılmayacak.

Gönül ister böyle olmasın.

Ama

gerçek bu gönüle uymayacak.

Sen selim olsan da

düşman salim olmayacak.

Cehalet baş düşmandır biliriz.

Dün bu güne göre cahil idik.

Bugün yarına göre cahiliz.

Cehaletle savaş bitmez biliriz.

Bu gün kurtulduysak ne mutlu.

Yarınlara çabamız var umutlu.

Bu günkü kurtuluştan çıkar.

Yarınki kurtuluşa gideriz.

Çaba biterse bizde biteriz.

Hep birlikte var olmak için

sevginin sıcaklığı ile eriyerek

Bir girdap gibi karışıp

birbirimizi kucaklayarak .

Adalete yüzümüzü dönerek

el ele çember gibi dizilip

kırılıp katlanmadan eşit olarak.

Önce Vatan sonra can diyerek

çiğnemek isteyenleri unutmayıp

ayaklarımız yere basarak.

Yurtta sulh cihanda sulh diyerek

elimi vicdanıma koyarım.

Ne ben kimsenin vatanına kem gözle bakarım.

Ne Vatanımı kem gözle bakanlara bırakırım.

O kem gözler benim olsa bile oyarım.

Beni ben yapan ne varsa o benim.

bana da beni ben yapana da sahiptir Milletim.

Bu can Vatana feda ağlamaz Milletim,

der ki Vatan sağ olsun.

Millet Vatan için ağlayacaksa

varsın kan dökülsün.

Ahrete yol almaya geldik dünyaya

engelleri bir bir aşarız.

Allaha kuluz kula kulluktan kaçarız.

ben ben olayım ki söz hakkım olsun.

Biz biz olalım ki bize söz düşsün.

Bilmeyen tanımayan çıkarsa eğer

Şanlı Çanakkale’yi hatırlatalım düşünsün.

Başımız dik göğsümüzü gererek.

Biz Türk Milletiyiz arkadaş diyelim ki

Yurtta da cihanda da sulh yürüsün.

 

 

Düşmanın kalmadı uğraşmaya ,

ne tahammülü ne takati.

8-20 Aralık 1915’te Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini,

28 Aralık 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında da

Seddülbahir bölgesini sessizce tahliye etti.

 

 

Haysiyetlerini arkada bırakıp, sessizce kaçıp gitmek zorunda kaldılar.

 

Arsız gibi geldiler hırsız gibi gittiler.

Dr Özgür EKER

16.12.2015

SON SÖZ MEHMET’İN

DEVİR ÖYLE DEVRİLESİ DEVİRDİ Kİ

AKLIM ERMEDİ

DEVRANIN DEVRİNE , DEVRİLİŞİNE

AKLIM ERMEDİ

YEDİ DÜVELİN ÜSTÜME GELİŞİNE

AKLIM ERMEDİ

AKAN KANIN HİÇ DURMAZINA

AKLIM ERMEDİ

FELEĞİN ÇANAĞININ DOLMAZINA

AKLIM ERMEDİ

BU DÜNYANIN OLURUNA OLMAZINA

GÜVENDİM MUHAMMET’E ,İMANIMA

GÜVENDİM BOZKURDUN IŞIĞINA

ÇARPIŞTIM VURULDUM KALDIM

ŞU KARA GECEMİZİN ŞAFAĞINA

OYALI MENDİLİNİ BASTIM YARAMA

HANİ KOYMUŞTUNYA YANIMA TABAKAMA

SAÇLARINI DA SARDIM SIGARAMA

SONKEZ İÇİME ÇEKTİM SENİ

GÜZÜN ANIZLAR YANDIKÇA

KURUYAN DERE TEKRAR DOLUP TAŞTIKÇA

TARLALARI GELİNCİKLER BAŞTIKÇA

EZAN SESİ GİBİ,SELA SESİ GİBİ,

SAVUR ,İFTAR SOFRASI GİBİ

ER KİŞİ NİYETİNE NAMUSUNUN DİYETİNE

MEDCEZİR GİBİ HATILA BENİ

AKLIM ERMEDİ

BU DÜNYANIN OLURUNA OLMAZINA

ŞU VATAN GİTMESİN DİYE ELİMİZDEN

BİR ÖLMEK GELİRDİ ELİMDEN

BENDE ÖYLE YAPTIM

HOŞÇAKAL ELİFİM HOŞÇAKAL

MUHAMMET OĞLU MEHMET ANADOLU

 

—————0—————-

 

ÇAMUR ATMA GELDİĞİN ÇAMURA

 

Ey! dünyanın kibirlisi.

Battık dünya denen çamura dersin.

Çamur atma geldiğin çamura.

Yoktur kötülüğün bilirsin

niyetten davranıştan başka tecellisi.

Ne dünya ne çamur iyi veya kötü.

İradedir iyiliğin kötülüğün efendisi.

Senin kirlettiğinden gayrı

her şey doğal bu dünya da.

Temizlediğin bile kirlettiğinin telafisi.

Doğa şuursuzca temizler kendini.

Hikmete uyar yok ki iradesi .

Üretmez temizleyemeyeceğini

olur mu senin gibi bahanesi.

Ak da sensin kara da sensin

bu dünya da başka türlü yok

iyiliğin kötülüğün tecellisi.

Bu dünyaya doğdun da geldin .

Aklın büyüdükçe erdi.

Sanırsın bedendir ruhun öncesi.

Bir gün konduğu daldan

kuş gibi uçup gidecek

geçte olsan anlayacaksın

ruhtur bedenin öncesi.

Bilmek sana mahsus değil.

Öğrenmek sana mahsus.

Düşünmek sana mahsus.

O düşünmeden bilir her şeyi.

Sevgi, iyilik ,adalet, sana mahsus değil.

Nefret,kötülük,suçluluk ,yılmak,yanılmak

çaba, emek ,amaç, araç ,sana mahsus.

Bana mahsussa onda yok da sanma.

O yarattı her şeyi ve cüzzi iradei

Nasıl deme bana bende insanım.

Tasavvur edemezsin hiç bir şeyi

yoksa emsal zıddı benzeri.

Bir tutma cüzzi irade ile külli iradeyi.

Bir madalyonun iki yüzü denk olsa bile

çevirip bakmadan bilemezsin

aralarındaki farkı gerçeği.

Damlayla derya bir olur mu

Damlayla deryanın farkı sen anla diye

Öyle bir fark ki varlık yokluktan öte.

Varlık yokluk bile sen anla diye .

Fark nedir farksız nedir ondan öte.

Sana fark etmez farkı unutmamaktan öte.

cüzzi iradeyle kandıramazsın külli iradeyi.

Bütün tabiat insanın hizmetine verildi ya

amaç kim sana hizmet edecek sanırsın.

Sınav sen onlarla neye hizmet edeceksin.

Unutup boşa kibirlenir aldanırsın.

Bedenin ruhun var ya var oldum sanırsın .

Bu dünyaya var değil var olmaya geldik.

İyi kötü sevgi nefret bütün zıtlıklar içinde.

Mesele sen seni sen yapmak için

neyi yeşertir neyi kurutursun içinde.

kul hakkı yemek için savaş bile çıkarırsın.

Kul hakkı bu her şeyden önce gelir.

Bana nesi sana nesi yok şaka mı sanırsın.

Taktın şekle şekilciliğe

çiğnemeden yuttum der

kul hakkı yemedim diye

nafile kendini aldatırsın .

Allah tek tir her şeyden yücedir.

Ne varlık tektir ne yokluk tektir.

Vardan da öte yoktan da ötedir.

Varlığı yokluğu o yarattı.

Var yok onun takdiridir.

Bize anlamak bilmek

aklımızın yettiği kadar.

İnsanı kibirli yapan aklının her şeye

ermediğine aklının ermemesidir.

Allah’la pazarlık mı olur.

Cüzzi iradeyle yenemezsin külli iradeyi.

Sen nefsinle pazarlık eder

ona aldanırsın yada onu aldatırsın.

” kötülüğü ben yaratmadım ki” demeyi

kötü olmaya mazeret mı sanırsın.

Ey! dünyanın kibirlisi.

Battık dünya denen çamura dersin.

Çamur atma geldiğin çamura.

Yoktur kötülüğün bilirsin

niyetten davranıştan başka tecellisi.

Ne dünya ne çamur iyi veya kötü.

İradedir iyiliğin kötülüğün efendisi.

Dersen ki geçmeliydim sınavdan şekle şemale göre

derler ki kitapta defterde açıktı ne mırıldanırsın.

 

Savaşı kötü barışı iyi kabul ediyorsak eğer.

Barış araçlarından,yollarından daha çok

savaş silahları yöntemleri üretiyorken

iyi yada kötü olduğumuz konusunda

biz insanoğluna söz hakkı düşmez.

Dr Özgür EKER

 

KARDEŞCESİNE

 

İki ile hız bir araya gelince

yarış başladı demektir.

her şeyin zamanla,

hiçliğin varlıkla ,

yarımın bütünle

tutarsızlığın tutarlılıkla yarışı vardır.

yarış olmasa bile olur.

tutarsızlığın tutarlılığı bile vardır.

Maddiyat kardeşlik tanımaz.

doğada kardeşlik yoktur.

Ormanda kardeşlik yoktur.

Kökleriyle kardeşliği boğar

dallarla örterler birbirlerini.

Gölge savaşları olur.

Daima birinin aydınlığı

diğerinin cehaleti olur.

Kardeşlik güvenlik içindir.

Güvenliksiz hürriyette olmaz.

Avlamak yada kaçmak

hürriyet sayılırsa başka.

Her şey yem olana kadar.

Bitkilerin hürriyeti varsa

beyinsizliklerinden gelir.

Tek üreten onlar ormanda

Kardeşlik odunda değil

Kardeşlik insan oğlunda.

O isterse kardeşlik olur.

O KURARSA KARDEŞLİK OLUR

Doğanın dengesinde değil

İnsanın dengesinde ara

Kardeşlik aklın eseri.

Kardeşlik; yaşamak insanca

Yaşamak insanca hür ve bir millet gibi kardeşçesine.

Yaşamak milletçe hür ve tüm dünya kardeşçesine.

Yaşamak tüm dünya hür ve cennetteymiş gibi kardeşçesine.

Dr.Özgür EKER

 

BİZ ZATEN BİLİYORDUK DİYECEKSİNİZ AMA

 

Var yoktan var olduysa

önce yok var demektir.

Yok vardan yok olduysa

önce var,var demektir.

Varın var olabilmesi için varlık mı olması gerekir.

Var varlıktan öte olmasa sevgi nefret ne demektir.

Yokluğun var olabilmesi için varlık olmaması mı gerekir.

Yokluk varlığın olmamasından öte olmasa karanlık ne demektir.

Sevgi nefret ve karanlığın var olabilmesi için en az bir irade

iradenin var olabilmesi için bir varlık var olması gerektir.

Karanlığın var olabilmesi için bir varlığın var, bir varın yok olması gerekir

Demek ki varda yokta bir hikmet var.

Varlıktan,varlığın varlığından yokluğundan öte.

Varlığın varlığında bir var var varlıktan öte.

Var olan varlık,aynı anda iki yerde var olamıyorsa,

var olan varlığın,var oluşunda bir sınır var,

var olan varlık, o sınırın içinde var demektir.

Var olan varlığın bir sınırı varsa varda bir yer var demektir.

Var bir yerde var olduğuna

iki var aynı yerde var olamadığına göre

varın içinde yokta var, var o yokta var demektir.

Demek ki

varın var olabileceği kadar yok gerektir.

Varın sınırı varken yokluğun içinde ise,

mekanda varlıkta var ise,

mekanında sınırı var demektir.

İki var aynı yerde olamadığına göre,

o sınır varın var olabileceği her yerde demektir.

Halbuki aynı yerde

Var yoksa yok var.

Yok varsa var yok.

Yok yoksa var var.

Var varsa yok yok demektir.

Ama

varın var olabileceği kadar yok gerekse,

yok olmasa varda olamaz demektir.

Yok yok olursa var var değil yok olur demektir.

Varın var olabileceği kadar yok gerekse,

yok var olursa yok yok değil varda gene var demektir..

Bu da yok vardan önce demektir.

Var yer değiştirirse

var olduğu yerde yok,

yok olduğu yerde var olacak demektir.

Var var olduğu yerde vardı,

şimdi var yok olduğu yerde var.

Yani şimdiki halde

Yok olduğu yer var olduğu yer,

var olduğu yer yok olduğu yer demektir.

Varın var olmak için var olacak kadar yere ihtiyacı varsa,

iki var aynı yerde aynı zaman da olamadığına göre,

yok aynı zaman da iki yerde olamıyor demektir.

öyleyse,yok hep aynı yerde yok demektir.

Buda yokta bir mekan var demektir.

Varın var olabilecek kadar mekana ihtiyacı varsa.

Var olan varlığın sınırı varsa,

varlığın var oluşunun da bir sınır var demektir.

Mekan denilen varlığın var olabilmesi için gereken var,

varlığın var olduğundan daha çok vardır.

Öyleyse mekan da vardan önce var demektir.

Varın var olabilmesi için mekan gerekse

vara mekan olan bir var var demektir.

Yani mekan var demektir.

O zaman mekan hem varda var hem yokta var demektir.

yani

yok yok olmak için vara ihtiyacı yokken

varın var olmak için yokta var olabileceği kadar mekana ihtiyacı var demektir.

Bu da yok vardan önce demektir.

Yok vardan önce ise arada bir zaman var demektir.

Peki yok yoksa içinde mekan var,var var ne demektir?

Yok, yok olursa yok mu olur?

Yoksa!

Yok, yok olursa var mı olur?

Demek ki yok başlangıç demektir.

Yok yok olunca yok mekan oldu,

yok mekan olunca var var olabileceği kadar mekan buldu demektir.

Öyleyse bütün bunlar zaman var demek,

zamanında başı sonu var demektir.

Şu anda şuana kadar geçen zamanın sınırı demektir.

Öyleyse şu andan sonra gelen zamanda var demektir.

O zaman var olmadan var olan şey var demek olur.

O zaman yoktan var olan şey var demektir.

O zaman zamanın bir sonu var demektir ki,

zaman baştaki yoktan sürekli var olan bir var olmasın.

Yoksa zamandan başka bir zaman olurdu ki

yok başlangıç değil zamanın sürekli var olduğu başlangıçlar olurdu.

Yok artık yok,var artık var olduğuna

artık yoktan da var,vardanda yok olmadığına göre.(1)

Demek ki yok başlangıç demektir.

Üstelik yokta bir mekan varken,

mekanda,varlıkta,zamanda varda varsa ve var varsa,

evrende yok diye bir şey yok demektir.

İki var aynı anda aynı yerde var olamıyorsa

varın var olamayacağı bir yer var demektir.

Ve bir var aynı anda iki yerde olamıyorsa

varın var olamayacağı gene bir yer var

Her iki durumda da varın var olamayacağı bir zaman var demektir.

öyleyse

Zamanın varlığın ve mekanın varlığının varoluşun da

ortak bir var ve varoluş var demektir.

varın var olabileceği yer sınırlı ve varın var olamayacağı yer var ,

buda zaman denen var var,ihtimal(2) denen var sınırlı demektir.

Demek ki yok başlangıç demektir.

Demek ki mekan,varlık ve zamanın var olduğu varda varlıktan öte bir şey var demektir.

Yok,mekanın,varlığın ve zamanın başı ise zamandan önce bir var var demektir.

Ve mekan,varlık ve zamanın yok olduğu başlangıç yokta yoktan öte bir şey var demektir.

Varda varlıktan öte var var yokta yoktan öte bir yokluk var demektir.

Demek ki vardan da yoktan da öte bir var vardır.

O ki vardan da yoktan da öte ,var ve yok ondan ötürü.

Var var olmasa var varlığını nasıl bilecek,

yok yok olmasa var yokun yokluğunu nasıl bilecek.

Öyleyse varlığın bilebildiği var ve yoktan öte,

bilebileceği vardan ve yoktan öte var vardır.

Demek ki var yok sen anla diye kelime,

var dediğimiz var; mekan,varlık,zaman ve cüzi irade demektir..

Varı var,yoğu yok,varı yok,yoğu var yapan var olan külli irade,

anlayabileceğimizden anlayamayacağımız kadar öte demektir .

O ki vardan da yoktan da öte ,var ve yok onda ve ondan ötürü.

Kibir diye bir var vardır ki var olan bir varlıktan ötürü,

her şeye aklının ermediğine aklının ermemesinden ötürü.

Demek ki var olan varın varlılığını var eden var,

vardan da yoktan da öte,var ve yok onda ve ondan ötürü.

“Yapıp bozmakla yücelik olmaz ,

kuran baştan kurdu tekrar bozmaz” ondan ötürü

Dr ÖZGÜR EKER 11.04.2016

 

AÇIKLAMALAR

 

1)Değişmeyen tek şey Allah’tır.yaratılan her şey değişime tabidir.Değişimin değişmemesi külli iradenin taktiri yani hikmet olmasından ileri gelir.değişenin değişiminden var olan şey yoktan var olan değil türevdir. Değişerek yok olan şey vardan yok olan değil değişerek türevine dönüşendir.

2)ihtimal denen şey vardır.çünkü irade vardır.sınırlı dır çünkü hikmet vardır. zaten matematikte1-0

arası kabul eder 0 çıkması sınırlı hesap evreninden gelir.irade var bile olsa irade ile iki şeyi aynı anda aynı yerde bulunduramazsınız………….